Omurga sağlığı üzerine yapılan internet aramalarında en sık karşılaşılan terimlerin başında “Skolyoz nedir” gelir. Ancak bilgi kirliliği nedeniyle, pek çok hasta veya ebeveyn bu terimi sadece “duruş bozukluğu” ile karıştırmakta ya da olduğundan çok daha korkutucu bir tablo olarak algılamaktadır.

Bu yazımızda; tıbbi literatür ışığında skolyozun ne olduğunu, nasıl oluştuğunu ve hangi durumlarda tedavi gerektirdiğini en yalın ve bilimsel haliyle açıklıyoruz.

Tıbbi Tanım: Skolyoz Nedir?

Sağlıklı bir insan omurgasına arkadan bakıldığında, omurların yukarıdan aşağıya dümdüz bir hat (dizi) halinde inmesi gerekir. Skolyoz (Omurga Eğriliği); omurganın göğüs (torakal) veya bel (lomber) bölgelerinde sağa ya da sola doğru eğilmesi durumudur.

Ancak skolyoz, sadece “yana eğilme” değildir; üç boyutlu bir deformitedir. Tanının “Skolyoz” olarak konulabilmesi için röntgen filminde iki temel koşul aranır:

  1. Cobb Açısı: Eğriliğin 10 derecenin üzerinde olması.
  2. Rotasyon: Omurların kendi ekseni etrafında dönmesi.

Eğer eğrilik 10 derecenin altındaysa, bu durum hastalık olarak değil, “Spinal Asimetri” (duruş farklılığı) olarak adlandırılır ve genellikle tedavi gerektirmez.Skolyoz nedir

Skolyoz Neden Olur?

Hastalarımızın en çok merak ettiği konu “Bunu ben mi yaptım? Çocuğum yanlış mı oturdu?” sorusudur. Skolyozun oluşum nedenleri türüne göre değişir, ancak en sık görülen türü bizim hatamızdan kaynaklanmaz.

Skolyozu temel olarak üç ana grupta inceleriz:

1. İdiyopatik Skolyoz Nedir? (Nedeni Bilinmeyen)

En sık karşılaşılan skolyoz türüdür (%80). Genellikle 10-18 yaş arasındaki ergenlik döneminde ortaya çıkar. “İdiyopatik” terimi tıpta “sebebi tam olarak bilinmeyen” demektir. Ancak güncel çalışmalar, genetik faktörlerin güçlü bir rol oynadığını göstermektedir. Çocuğun ağır çanta taşıması, yanlış oturması veya yatak seçimi idiyopatik skolyoza neden olmaz.

2. Konjenital Skolyoz Nedir? (Doğuştan Gelen)

Anne karnındaki gelişim sırasında omurga kemiklerinin eksik oluşması veya birbirine yapışık kalması sonucu ortaya çıkar. Bebek doğduğunda omurga anomalisi mevcuttur ve genellikle erken dönemde (bebeklik veya erken çocukluk) fark edilir. İlerleyici olma potansiyeli yüksektir.

3. Nöromusküler Skolyoz Nedir?

Serebral Palsi (CP), Kas Hastalıkları (Miyopati) veya Polio gibi kas ve sinir sistemini etkileyen hastalıkların bir sonucu olarak gelişir. Kasların omurgayı tutamaması veya dengesiz çekmesi sonucu oluşur.

Skolyozun Belirtileri Nelerdir?

Skolyoz, başlangıç evresinde genellikle ağrı yapmaz. Bu nedenle ailelerin görsel belirtilere karşı dikkatli olması gerekir. Dışarıdan gözlemlenebilen en yaygın belirtiler şunlardır:

  • Omuz Eşitsizliği: Bir omzun diğerinden daha yukarıda durması.
  • Hörgüç Görünümü (Rib Hump): Kişi öne eğildiğinde sırtın bir tarafının daha tümsek görünmesi (omurga dönmesine bağlı olarak kaburgaların itilmesi).
  • Bel Kıvrımı Asimetrisi: Bel çukurunun bir tarafta düzleşmesi, diğer tarafta derinleşmesi.
  • Gövde Kayması: Vücudun bir tarafa doğru yatık durması.
  • Kıyafet Uyumu: Kıyafetlerin sürekli bir tarafa kayması veya paça boylarının eşitlenememesi.

Skolyoz Tedavi Edilebilir mi?

Evet, skolyoz yönetilebilir ve tedavi edilebilir bir durumdur. Ancak her skolyoz ameliyat demek değildir. Tedavi planı; hastanın yaşına, büyüme potansiyeline ve eğriliğin derecesine göre kişiye özel belirlenir.

Genel kabul görmüş yaklaşım şöyledir:

  1. Gözlem (Takip): Büyümesi devam eden çocuklarda 20 derecenin altındaki eğrilikler düzenli röntgenlerle izlenir.
  2. Korse Tedavisi: Büyüme çağında ve 20-40 derece arasındaki eğriliklerde, eğriliğin artmasını engellemek için korse kullanılır.
  3. Cerrahi Tedavi: 40-45 dereceyi aşan, büyümesi tamamlanmış veya hızlı ilerleyen eğriliklerde cerrahi düzeltme (füzyon veya ipli sistemler) düşünülür.

Skolyoz, erken fark edildiğinde yaşam kalitesini etkilemeden kontrol altına alınabilen bir durumdur. Eğer kendinizde veya çocuğunuzda yukarıdaki belirtilerden şüpheleniyorsanız, bir omurga cerrahına başvurarak klinik muayene ve röntgen ile durumun netleştirilmesi en doğru adımdır.

Unutmayın; erken teşhis, tedavinin başarısını artıran en önemli faktördür.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Skolyoz genetik midir? Evet, özellikle en sık görülen İdiyopatik Skolyoz’da genetik geçişin etkisi büyüktür. Birinci derece akrabalarında skolyoz olan çocukların riski, diğer çocuklara göre daha yüksektir.

Spor yapmak skolyozu düzeltir mi? Yüzme, pilates ve yoga gibi sporlar omurga çevresindeki kasları güçlendirir, duruşu iyileştirir ve ağrıları azaltır. Ancak yapısal bir kemik eğriliği olan skolyozu tek başına tamamen “sıfırlamaz”. Tedaviye yardımcı ve destekleyici en önemli unsurdur.

Skolyoz hamileliğe engel midir? Hayır, skolyoz hastası olmak hamile kalmaya veya normal doğum yapmaya engel değildir. Sadece ileri derece eğriliği olan hastalarda gebelik süreci ve doğum yöntemi (epidural anestezi vb.) doktorunuzla birlikte planlanmalıdır.

Yasal Uyarı: Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi yerine geçmez. Herhangi bir sağlık sorununuzda doktorunuza başvurunuz.

Linkedin : Prof.Dr.Çağatay Öztürk

Yetişkinlerde Skolyoz Olur mu? Omurga Sağlığını Korumak İçin Günlük Tavsiyeler

Toplumdaki genel kanının aksine, skolyoz (omurga eğriliği) sadece çocuklara özgü bir durum değildir. Evet, yetişkinlerde de skolyoz görülür ve hatta yaş ilerledikçe görülme sıklığı artabilir. Ancak yetişkinlerdeki süreç, çocuklardakinden farklı işler.

Bu yazımızda,yetişkinlik döneminde omurga sağlığınızı korumak ve olası eğriliklere karşı direnç kazanmak için günlük hayatınızda neleri değiştirmeniz gerektiğine odaklanacağız.

Yetişkinlerde Skolyoz Neden Oluşur?

Yetişkinlik döneminde karşılaştığımız omurga sorunlarının temelinde genellikle iki faktör yatar:

  1. Çocukluktan Kalan Miras: Ergenlikte fark edilmemiş çok hafif bir eğrilik, yıllar içinde yerçekiminin etkisiyle biraz daha belirgin hale gelebilir.
  2. Yıpranma (Yaşlanma) Etkisi: Tıpkı yüzümüzün kırışması veya saçlarımızın beyazlaması gibi, omurgamız da yaşlanır. Omurlar arasındaki disklerin sıvı kaybetmesi ve eklemlerin yıpranması, omurganın dengesini bozarak “sonradan gelişen” eğriliklere yol açabilir.

Peki, yetişkinlerde skolyoz sürecini yavaşlatmak veya omurgamızı bu yıpranmaya karşı güçlü tutmak için neler yapabiliriz?

Omurga Dostu Bir Yaşam İçin 5 Altın Tavsiye

Tıbbi müdahalelerden önce, yaşam tarzınızda yapacağınız küçük değişiklikler, omurganızın yükünü hafifletmek için en etkili ilaçtır.

1. “Doğal Korse”nizi Güçlendirin

Omurganız, vücudunuzu tek başına taşıyan bir direk değildir; etrafı kaslarla çevrilidir. Karın ve sırt kaslarınız ne kadar güçlüyse, omurgaya (kemiklere) binen yük o kadar azalır. Biz buna vücudun “doğal korsesi” diyoruz.

  • Öneri: Haftada en az 2-3 gün, omurga çevresi kaslarını çalıştıran, darbeli olmayan (zıplama gerektirmeyen) egzersizler yapın. Yüzme ve Pilates, omurga dostu sporların başında gelir.

2. Hareketsizliğe Meydan Okuyun

Modern çağın hastalığı “hareketsizlik”, omurga sağlığının en büyük düşmanıdır. Uzun süre aynı pozisyonda oturmak, diskler üzerindeki baskıyı artırır.

  • Öneri: Masa başı çalışıyorsanız, her 45 dakikada bir mutlaka ayağa kalkın, 2 dakika yürüyün veya basit gerinme hareketleri yapın. Omurganızın beslenmesi için harekete ihtiyacı vardır.

3. Teknoloji Kullanımına Dikkat Edin : Yetişkinlerde Skolyoz

Günümüzde sürekli akıllı telefonlara bakmak için başımızı öne eğiyoruz. Başın öne doğru her bir santim eğilmesi, boyun ve sırt omurgasına binen yükü katlayarak artırır. Bu durum zamanla duruş bozukluğuna ve sırtta kamburlaşmaya (kifoz) zemin hazırlayabilir.

  • Öneri: Telefonu göğüs veya karın hizasında değil, göz hizasında tutmaya çalışın. Bilgisayar ekranınızın üst kenarı göz hizasında olsun.

4. Kilo Kontrolü Önemli

Vücudunuzdaki her fazla kilo, omurganızın taşıması gereken ekstra bir yük demektir. Özellikle karın bölgesindeki yağlanma, ağırlık merkezinizi öne kaydırarak bel omurlarınızın kavisini (lordoz) zorlar ve omurga dengesini bozar.

  • Öneri: İdeal kilonuzu korumak, sadece kalp sağlığınız için değil, omurga mekaniğiniz için de hayati önem taşır.

5. Kemik Kalitesini Destekleyin

Yaşla birlikte kemik yoğunluğunun azalması (osteoporoz), omurlarda çökme kırıklarına ve buna bağlı eğriliklere neden olabilir. Kemikleriniz ne kadar sert ve sağlamsa, omurganız o kadar dik durur.

  • Öneri: Dengeli beslenin. Kalsiyum ve D vitamini değerlerinizi doktor kontrolünde takip ettirin. Ayrıca sigara kullanımının disklerin beslenmesini bozarak yıpranmayı hızlandırdığı bilimsel bir gerçektir; omurganız için sigaradan uzak durun.

Ne Zaman Bir Uzmana Başvurmalısınız?

Sırt ağrısı herkesin zaman zaman yaşadığı bir durumdur. Ancak şu durumlar söz konusuysa, “yaşlılıktandır” veya “cereyanda kaldım” demeden bir uzmana görünmekte fayda vardır:

  • Ağrı dinlenmekle geçmiyor ve gece uykudan uyandırıyorsa,
  • Sırtınızda veya belinizde gözle görülür bir asimetri (kayma) fark ediyorsanız,
  • Yürürken öne doğru eğilme ihtiyacı hissediyorsanız,
  • Giyindiğiniz kıyafetlerin duruşunda bir değişiklik fark ediyorsanız.

Unutmayın; omurganıza ne kadar iyi bakarsanız, o da sizi o kadar uzun süre ve dik taşır.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Yetişkinlerde duruş bozukluğu egzersizle düzelir mi? Eğer sorun kemikleşmiş bir eğrilik (skolyoz) değil de, kas zayıflığına bağlı bir duruş bozukluğu ise; evet, düzenli egzersiz ve duruş farkındalığı ile çok ciddi düzelmeler sağlanabilir.

Yatak seçimi yetişkinlerde skolyozu etkiler mi? Yatak seçimi skolyoz hastalığını oluşturmaz veya var olan hastalığı iyileştirmez. Ancak omurga sağlığını korumak ve ağrıları yönetmek için; ne çok sert ne de içine gömüleceğiniz kadar yumuşak, vücut boşluklarını dolduran orta sertlikte yataklar tercih edilmelidir.

Yetişkinlerde skolyozdan korunma amaçlı korse takmalı mıyım? Doktor önerisi olmadan, “belim ağrımasın” veya “dik durayım” diye piyasadaki hazır korseleri kullanmak doğru değildir. Bu korseler uzun süre takıldığında kaslarınızı tembelleştirerek, kasların erimesine ve sorunun büyümesine yol açabilir.

Linkedin

Skolyozda 10 derece, 20 derece veya 40 derece ne anlama gelir? Cobb açısı nedir? Bu yazımızda skolyoz derecelerinin tıbbi karşılıklarını ve sınıflandırmasını anlatıyoruz.

Skolyoz şüphesiyle çekilen bir omurga röntgeninin ardından, ailelerin raporlarda karşılaştığı en kafa karıştırıcı terim genellikle “Cobb Açısı” ve yanındaki sayısal değerlerdir. “15 derece ciddi mi?”, “40 derece ne anlama geliyor?”, “Bu sayı artar mı?” gibi sorular, poliklinik görüşmelerimizin temelini oluşturur.

Altın Standart: Cobb Açısı Nedir?

Skolyozun şiddetini belirlemek için dünya genelinde kullanılan uluslararası ölçüm birimine Cobb Açısı denir. Bu ölçüm, röntgen üzerinde eğriliğin başladığı en üst omur ile bittiği en alt omur arasındaki açının hesaplanmasıyla yapılır.

Bu açı, bize skolyozun “kimliğini” verir. Hastalarımızı takip ederken konuştuğumuz tüm sınıflandırmalar bu dereceye göre yapılır.

Skolyoz Dereceleri ve Sınıflandırması

Tıbbi olarak her omurga eğriliği aynı kategoride değerlendirilmez. Eğrilik derecelerini dört ana başlıkta inceleyebiliriz:

1. Spinal Asimetri (0 – 10 Derece Arası)

Halk arasında en çok yanlış anlaşılan gruptur. Birçok ebeveyn raporda “7 derece eğrilik” yazdığında çocuklarının skolyoz hastası olduğunu düşünür. Ancak tıbbi literatüre göre 10 derecenin altındaki eğrilikler skolyoz hastalığı olarak kabul edilmez.

  • Anlamı: Bu bir hastalık değil, “postüral (duruşsal) asimetri” veya “yapısal olmayan eğrilik” durumudur.
  • Klinik Yaklaşım: Genellikle tedavi gerektirmez, sağlıklı bireylerde de görülebilir. Takip yeterlidir.

2. Hafif Dereceli Skolyoz (10 – 20 Derece Arası)

Cobb açısının 10 dereceyi geçtiği an, tanı resmen “Skolyoz” adını alır.

  • Anlamı: Omurgada başlangıç seviyesinde bir eğrilik vardır. Dışarıdan bakıldığında kıyafet üzerinden fark edilmesi zordur.
  • Klinik Yaklaşım: Bu grup “Gözlem Grubu”dur. Çocuğun büyüme hızına göre eğriliğin ilerleyip ilerlemediği belli aralıklarla kontrol edilir.

3. Orta Dereceli Skolyoz (20 – 40 Derece Arası)

Bu aralık, skolyozun fiziksel belirtilerinin (omuz eşitsizliği, sırtta hörgüç görünümü) dışarıdan daha net fark edilmeye başlandığı seviyedir.

  • Anlamı: Eğrilik artık sadece röntgende değil, fiziksel görünümde de belirgindir. Büyüme çağındaki çocuklarda bu dereceler, eğriliğin ilerleme riskinin en yüksek olduğu (“riskli bölge”) aralıktır.
  • Klinik Yaklaşım: Bu aşama, cerrahi dışı önlemlerin (korse, egzersiz vb.) en yoğun değerlendirildiği aralıktır. Amaç eğriliğin bir üst kategoriye geçmesini engellemektir.

4. İleri Dereceli Skolyoz (40 Derece ve Üzeri)

40-45 derece ve üzerindeki eğrilikler, “İleri Derece” veya “Şiddetli Skolyoz” olarak adlandırılır.

  • Anlamı: Bu noktada omurganın biyomekaniği ve vücut dengesi belirgin şekilde etkilenir.
  • Klinik Etki: Sadece estetik bir sorun olmaktan çıkar; 70-80 dereceleri bulan çok ileri vakalarda göğüs kafesi hacmi daralabileceği için solunum kapasitesi üzerinde baskı oluşabilir. Bu dereceler, omurga cerrahları tarafından detaylı bir planlama gerektiren yapısal değişikliklerdir.

Sayılardan Daha Önemlisi: “İlerleme Riski”

Bir ailenin bilmesi gereken en önemli detay şudur: Skolyozun derecesi kadar, çocuğun yaşı da önemlidir.

Örneğin;

  • Büyümesi tamamlanmış (18 yaş) bir bireyde 20 derece skolyoz, genellikle sabit kalır ve hayatı tehdit etmez.
  • Ancak 10 yaşında ve büyüme atağının henüz başında olan bir çocukta saptanan 20 derece skolyoz, ciddi bir ilerleme potansiyeli taşır.

Bu nedenle, rapordaki sayı tek başına bir anlam ifade etmez. Hekiminiz bu sayıyı çocuğunuzun kemik yaşı (Risser evresi) ile birleştirerek yorumlar.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Skolyoz derecesi zamanla kendiliğinden azalır mı? Yapısal skolyozda (kemiklerin dönerek eğildiği durum), eğrilik derecesinin kendiliğinden “sıfırlanması” veya azalması tıbben beklenmez. Ancak doğru egzersizler ve duruş düzeltmeleri ile “fonksiyonel” (duruşa bağlı) artışlar geri çekilebilir, bu da derecede kısmi bir düzelme gibi yansıyabilir.

Düşük dereceli skolyoz ağrı yapar mı? İlginç bir şekilde, skolyoz derecesi ile ağrı şiddeti arasında doğrudan bir bağlantı yoktur. 15 derece eğriliği olan biri sırt ağrısı çekebilirken, 50 derece eğriliği olan bir başkası hiç ağrı hissetmeyebilir. Ağrı genellikle kas dengesizliğinden kaynaklanır.

Dereceyi evde ölçebilir miyim? Evde yapılan gözlemler (öne eğilme testi) sadece asimetriyi fark etmenizi sağlar. Cobb açısı adı verilen bu derece, ancak milimetrik hesaplamalarla röntgen üzerinde uzman hekimler tarafından ölçülebilir. Telefon uygulamaları ile yapılan ölçümler yanıltıcı olabilir.

Yasal Uyarı: Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi yerine geçmez. Herhangi bir sağlık sorununuzda doktorunuza başvurunuz.

Instagram: Prof.Dr.Çağatay Öztürk

İletişim için tıklayınız.

Omurga deformiteleri arasında en sık karşılaşılan tablolardan biri olan skolyoz (omurga eğriliği), özellikle büyüme çağındaki çocuklarda görülen ve ilerleyici nitelik taşıyabilen yapısal bir sorundur. Prof. Dr. Çağatay Öztürk olarak, omurga cerrahisi pratiğimizde sıkça vurguladığımız üzere; skolyozun yönetiminde başarının anahtarı, deformitenin cerrahi sınırlara ulaşmadan fark edilmesidir.

Bu yazıda, ebeveynlerin çocuklarındaki duruş değişikliklerini nasıl yorumlamaları gerektiğini ve skolyozun tıbbi belirtilerini güncel literatür ışığında ele alacağız.

Duruş Bozukluğu ve Skolyoz Arasındaki Tıbbi Fark

Ebeveynler tarafından sıkça karıştırılan iki kavram “postür (duruş) bozukluğu” ve “skolyoz”dur. Tıbbi açıdan bu iki durumun ayrımı nettir:

  • Fonksiyonel Duruş Bozuklukları: Genellikle kas zayıfılığı, alışkanlıklar veya psikolojik faktörlere bağlıdır. Çocuk uyarıldığında omurgasını dik konuma getirebilir.
  • Yapısal Skolyoz: Omurganın 10 derecenin üzerinde yana eğilmesi ve eş zamanlı olarak kendi ekseni etrafında dönmesi (rotasyon) durumudur. Bu, anatomik bir deformitedir ve çocuğun istemli hareketiyle düzelmez.

Skolyoz, dışarıdan bakıldığında basit bir duruş bozukluğu gibi algılanabilir; ancak altta yatan rotasyonel (dönme) hareket, göğüs kafesinde ve sırtta asimetrilere neden olur.

Skolyozun 5 Temel Fiziksel Belirtisi

Adolesan İdiyopatik Skolyoz (AİS) olarak adlandırdığımız ve 10-18 yaş aralığında görülen tip, genellikle ağrısız seyreder. Bu nedenle fiziksel bulguların takibi hayati önem taşır. Ebeveynlerin çocuklarını gözlemlerken dikkat etmesi gereken temel asimetriler şunlardır:

  1. Omuz Seviye Farkı: Çocuk karşıya bakarken, bir omuzun diğerine göre daha yukarıda konumlanması.
  2. Skapula (Kürek Kemiği) Prominansı: Sırttan bakıldığında, bir kürek kemiğinin diğerine göre daha çıkık veya belirgin durması.
  3. Bel Kıvrımı Asimetrisi: Kollar gövdenin iki yanına serbest bırakıldığında, kol ile bel arasındaki mesafenin (bel üçgeni) sağ ve sol tarafta eşit olmaması.
  4. Pelvis (Leğen Kemiği) Dengesizliği: Kalçanın bir tarafa doğru kaymış görünümü vermesi veya bacak boylarında eşitsizlik varmış hissi (yalancı kısalık).
  5. Gövde Kayması: Başın, leğen kemiğinin tam ortasında izdüşüm vermemesi, gövdenin sağa veya sola yatık durması.

Skolyoz Evde Uygulanabilir Tarama Yöntemi: Adam’s Öne Eğilme Testi

Klinik muayenelerimizde standart olarak uyguladığımız “Adam’s Forward Bend Test”, aileler tarafından evde bir ön kontrol yöntemi olarak kullanılabilir.

Uygulama: Çocuk ayakları bitişik, dizleri gergin bir şekilde öne doğru eğilir. Kollarını serbestçe aşağıya bırakır. Değerlendirme: Ebeveyn, çocuğun arkasından sırt yüzeyine bakmalıdır. Eğer omurganın bir tarafında (genellikle sağ sırt veya sol bel bölgesinde) diğer tarafa göre bir yükseklik veya tümsek (Rib Hump) fark ediliyorsa, bu durum omurga rotasyonunun güçlü bir göstergesidir.

Bu bulgu, kesin tanı olmamakla birlikte, ileri tetkik ve röntgen görüntülemesi için bir omurga cerrahına başvurulması gerektiğini gösteren en önemli işarettir.

Skolyozda Erken Teşhis Neden Önemlidir?

Skolyoz tedavisinde belirleyici faktör, eğriliğin derecesi (Cobb açısı) ve çocuğun kalan büyüme potansiyelidir (Risser evresi). Büyüme plakları hala açık olan bir çocukta, düşük dereceli eğrilikler korse tedavisi ve spesifik egzersizlerle kontrol altına alınabilir. Ancak geç fark edilen ve ilerlemiş vakalarda (45-50 derece üzeri), cerrahi müdahale gerekliliği doğabilmektedir.

Bilimsel veriler, erken dönemde tespit edilen skolyoz vakalarında konservatif (ameliyatsız) yöntemlerin başarı oranının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, yukarıda belirtilen fiziksel bulgulardan şüphelenilmesi durumunda “zamanla düzelir” yaklaşımı yerine, uzman görüşü alınması en doğru yaklaşımdır.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Skolyoz ağrı yapar mı? Adolesan (ergenlik) dönemi skolyozları büyük oranda ağrısızdır. Bu durum, hastalığın sinsi ilerlemesine neden olabilir. Ağrı daha çok erişkin dönemdeki dejeneratif skolyozlarda veya çok ileri derece eğriliklerde görülür. Ağrı olmaması, skolyoz olmadığı anlamına gelmez.

Ağır okul çantası taşımak skolyoza neden olur mu? Güncel tıbbi literatürde, ağır çanta taşımanın yapısal skolyoza (omurganın dönerek eğilmesine) doğrudan neden olduğuna dair bir kanıt yoktur. Ancak ağır yükler, postüral bozukluklara ve sırt ağrılarına yol açabilir. Omurga sağlığı için çantanın ağırlığı vücut ağırlığının %10-15’ini geçmemelidir.

Skolyoz teşhisi konulan çocuk spor yapabilir mi? Evet, skolyoz hastalarının hareketli bir yaşam sürmesi desteklenir. Yüzme ve omurga kaslarını güçlendiren egzersizler genel kondisyon için faydalıdır. Ancak profesyonel düzeyde yapılacak sporlar ve eğriliğin derecesine göre uygun aktiviteler için mutlaka hekiminize danışmanız gerekir.

Soğuk Havada Bel Ağrısı Neden Artar? Soğuk Havada Boyun Ağrısı Neden Artar?

Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte ortopedi ve omurga cerrahisi polikliniklerine başvuran hasta sayısında belirgin bir artış gözlemlenir. Hastalarımızın büyük bir kısmı, yaz aylarında hissetmedikleri bel, boyun ve sırt ağrılarının havaların soğumasıyla birlikte tetiklendiğini ifade eder.

Peki, “havalar bozunca ağrılarım artıyor” cümlesi sadece bir şehir efsanesi mi, yoksa altında yatan bilimsel bir gerçeklik var mı? Bu yazıda, soğuk havanın kas-iskelet sistemi üzerindeki fizyolojik etkilerini ve kış aylarını ağrısız geçirmek için dikkat edilmesi gerekenleri ele alıyoruz.

1. Soğuğun Fizyolojisi: Vücut Neden Tepki Verir? Soğuk Havada Bel Ağrısı Neden Artar?

Hava sıcaklıkları düştüğünde, insan vücudu hayati organları (kalp, akciğerler vb.) sıcak tutmak ve vücut ısısını korumak için doğal bir savunma mekanizması geliştirir.

  • Kan Dolaşımının Değişmesi: Vücut, kanı merkezde toplamak için kol ve bacaklar gibi uç noktalardaki ve cilde yakın bölgelerdeki damarları büzer (vazokonstrüksiyon). Bu durum, omurgayı destekleyen kaslara ve eklemlere giden kan akışının nispeten azalmasına neden olabilir. Kan akışının azalması, kasların esnekliğini kaybetmesine ve daha kolay sertleşmesine yol açar.
  • Kas Spazmı: Soğuk hava, kasların istemsizce kasılmasına neden olur. Özellikle boyun ve bel bölgesindeki kaslar, soğuğa karşı bir refleks olarak gerilir. Bu gerginlik, omurga üzerindeki baskıyı artırarak “tutulma” dediğimiz akut ağrı tablolarını ortaya çıkarabilir.

2. Barometrik Basınç Etkisi: Soğuk Havada Bel Ağrısı Neden Artar?

Kış aylarında sadece sıcaklık düşmez, aynı zamanda hava basıncı (barometrik basınç) değişimleri de yaşanır. Bilimsel araştırmalar, barometrik basınçtaki düşüşlerin, eklemler ve dokular üzerinde genleşme etkisi yaratabildiğini göstermektedir.

Vücudumuzdaki eklem boşlukları ve yumuşak dokular, dış basınç düştüğünde çok mikro düzeyde de olsa genişleme eğilimi gösterebilir. Sağlıklı bireylerde bu durum fark edilmezken; önceden yıpranmış, kireçlenme (artroz) başlamış veya fıtık geçmişi olan omurga yapılarında bu değişimler, sinir uçlarının uyarılmasına ve ağrı hissedilmesine neden olabilir.

3. Kışın Hareketsizlik ve “Ofis Sendromu”

Kışın ağrıların artmasının tek suçlusu hava durumu değildir; değişen yaşam alışkanlıkları da büyük rol oynar.

  • Azalan Aktivite: Soğuk nedeniyle dışarıda yürüyüş yapma veya spor yapma alışkanlıkları azalır. Hareketsiz kalan kaslar zayıflar ve omurgayı taşıma kapasitesi düşer.
  • Duruş Bozuklukları: Soğukta yürürken farkında olmadan omuzlarımızı yukarı çeker, başımızı öne eğer ve vücudumuzu küçültmeye çalışırız. Bu “savunma duruşu”, boyun ve sırt kaslarında kronik yorgunluğa ve ağrıya sebep olur.

4. Gizli Tehlike: D Vitamini Eksikliği

Kış aylarında güneş ışığından yeterince faydalanamamak, D vitamini seviyelerinde düşüşe neden olur. D vitamini, kemik sağlığı kadar kas fonksiyonları için de kritik bir öneme sahiptir. Eksikliği durumunda yaygın kemik ağrıları, kas güçsüzlüğü ve kronik yorgunluk sıkça görülür. Bu nedenle geçmeyen kış ağrılarında kan değerlerinin kontrol edilmesi önerilmektedir.

Korunmak İçin Neler Yapılabilir?

Kış aylarında omurga sağlığını korumak için şu basit ama etkili önlemler alınabilir:

  1. Katmanlı Giyinme: Tek kalın bir kazak yerine, hava akışını sağlayan termal ve katmanlı giysiler tercih edilerek vücut ısısı dengelenmelidir. Özellikle bel ve boyun bölgesi soğuk rüzgardan korunmalıdır.
  2. Aktif Isınma: Güne başlarken veya ofis ortamında çalışırken yapılacak 5-10 dakikalık basit germe egzersizleri, kan dolaşımını artırarak kas spazmlarını önler.
  3. Sıvı Tüketimi: Kışın susama hissi azalsa da, omurga disklerinin beslenmesi ve esnekliği için su tüketimi hayati önem taşır. Yeterli sıvı almak, dokuların kurumasını ve sertleşmesini engeller.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?

Soğuğa bağlı kas ağrıları genellikle istirahat ve sıcak uygulama ile birkaç gün içinde hafifler. Ancak;

  • Boyun Ağrısı ve Bel Ağrısı istirahate rağmen azalmıyorsa,
  • Bacaklara veya kollara yayılan uyuşma, karıncalanma varsa,
  • Gece uykudan uyandıran bir ağrı söz konusuysa,

Bu durum basit bir kas tutulması değil, bel fıtığı veya başka bir omurga rahatsızlığının habercisi olabilir. Bu tür durumlarda bir omurga cerrahisi veya ortopedi uzmanına başvurmak, doğru tanı ve tedavi için elzemdir.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Belim tutulduğunda sıcak mı uygulamalıyım, soğuk mu? Soğuk havaya veya kas spazmına bağlı akut bel tutulmalarında genellikle sıcak uygulama önerilir. Sıcak, damarların genişlemesini sağlayarak kan akışını artırır ve kasları gevşetir. Ancak düşme, çarpma gibi travmatik bir durum varsa ilk aşamada soğuk uygulama tercih edilmelidir. Bel ağrısı ve boyun ağrısı şikayetleriniz uzun sürüyorsa, evde müdahale etmeden uzmana başvurmalısınız.

2. Yün korse takmak beli korur mu? Doğal yün korseler, bel bölgesini sıcak tutarak kasların gevşemesine yardımcı olabilir. Özellikle dışarıda çalışanlar veya sık bel ağrısı yaşayanlar için koruyucu olabilir. Ancak korse kullanımı, kasları tembelleştirmemek adına sürekli değil, sadece ağrılı dönemlerde veya soğuk maruziyeti sırasında tercih edilmelidir.

3. Kışın sabahları neden belim daha sert uyanıyorum? Gece boyunca vücut ısısının düşmesi ve hareketsizlik, eklemlerin ve kasların sabah saatlerinde daha sert (rijit) olmasına neden olur. Buna “sabah tutukluğu” denir. Genellikle güne başlayıp hareket ettikçe açılır. Eğer tutukluk 30 dakikadan uzun sürüyorsa romatizmal nedenler araştırılmalıdır.

Prof.Dr. Çağatay Öztürk

Okul Çağı Çocuklarında Duruş Bozukluğu

Kış aylarının gelmesi ve okul temposunun yoğunlaşmasıyla birlikte, çocukların masa başında geçirdikleri süre artmakta, fiziksel aktiviteler ise azalmaktadır. Bu dönemde ebeveynlerin en sık gözlemlediği durumlardan biri, çocukların çalışma masasında, tablet başında veya yürürken sergiledikleri “kötü duruş” pozisyonlarıdır.

Ancak tıbbi literatürde, ebeveynlerin “duruş bozukluğu” (postüral bozukluk) olarak adlandırdığı durum ile kalıcı bir omurga deformitesi olan “Skolyoz” (omurga eğriliği) birbirinden tamamen farklı tablolardır. Bu yazıda, okul çağı çocuklarında omurga sağlığını tehdit eden faktörleri ve masum bir duruş bozukluğunun yapısal bir sorundan nasıl ayırt edilebileceğini ele alacağız.

Duruş Bozukluğu (Postüral Kifoz) Nedir?

Halk arasında “kamburluk” olarak da bilinen ve özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda sıkça rastlanan öne doğru eğilme durumu, çoğu zaman omurganın yapısal bir bozukluğu değil, “postüral” yani duruş kaynaklı bir sorundur.

Postüral bozukluklarda, çocuğun omurgasında kalıcı bir kemik deformitesi bulunmaz. Genellikle zayıf sırt kasları, yanlış oturma alışkanlıkları, teknolojik cihazların aşırı kullanımı ve psikolojik faktörler (içe kapanıklık, boyun hızlı uzaması sonucu saklanma isteği) etkili olur.

Ayırt Edici Özellik: Çocuğa “dik dur” komutu verildiğinde, çocuk omurgasını tamamen düzeltebiliyor ve dik bir pozisyon alabiliyorsa, bu durum genellikle postüral (alışkanlığa bağlı) bir sorundur.

Okul çağı çocuklarında duruş bozukluğu

Yapısal Skolyoz ve Belirtileri

Skolyoz ise omurganın sağa veya sola doğru eğilmesi ve aynı zamanda kendi ekseni etrafında dönmesiyle karakterize, üç boyutlu ve yapısal bir bozukluktur. Duruş bozukluğunun aksine, skolyozda çocuk istese de omurgasını tamamen düzeltemez.

Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda (10-15 yaş aralığı) görülen Adolesan İdiyopatik Skolyoz, başlangıçta ağrı yapmadığı için sessizce ilerleyebilir. Bu nedenle ebeveyn gözlemi hayati önem taşır.

Okul çağı çocuklarında duruş bozukluğu için Dikkat Edilmesi Gereken “Kırmızı Bayrak” Bulguları:

  • Omuz Asimetrisi: Bir omzun diğerinden daha yukarıda durması.
  • Bel Kıvrımı Farklılığı: Belin bir tarafındaki kavisin diğer tarafa göre daha düz veya çukur olması.
  • Kürek Kemiği Çıkıntısı: Sırttan bakıldığında bir kürek kemiğinin diğerine göre daha dışarıda veya yukarıda görünmesi.
  • Gövde Kayması: Çocuğun gövdesinin leğen kemiğine göre sağa veya sola kaymış gibi durması.

Okul Döneminde Omurgayı Zorlayan Çevresel Faktörler-Okul Çağı Çocuklarında Duruş Bozukluğu

Çocuğun genetik yapısında bir hastalık olmasa bile, çevresel faktörler kas iskelet sistemi ağrılarına ve duruş bozukluklarına zemin hazırlayabilir.

1. Ağır Okul Çantaları: Yapılan biyomekanik çalışmalar, bir okul çantasının ağırlığının çocuğun vücut ağırlığının %10-15’ini geçmemesi gerektiğini göstermektedir. Tek omuzda taşınan ağır çantalar, vücudun denge merkezini bozarak omurgayı yana doğru eğilmeye zorlar. Bu durum skolyaza neden olmasa da, ciddi kas spazmlarına ve asimetrik duruşa yol açabilir.

2. Masa ve Sandalye Ergonomisi: Evde ders çalışılan alanın çocuğun boyuna uygun olmaması, ayakların yere tam basmaması veya ekranın göz hizasında olmaması, omurganın doğal “S” kıvrımını bozarak boyun düzleşmesi ve sırt ağrılarını tetikler.

3. “Text Neck” (Teknoloji Boynu) Sendromu: Akıllı telefon veya tablet kullanırken başın sürekli öne eğik tutulması, boyun omurlarına binen yükü 5-6 katına kadar çıkarabilir. Bu durum, gelişim çağındaki çocuklarda erken dönemde boyun fıtığı zeminini ve duruş bozukluklarını oluşturabilir.

Okul çağı çocuklarında duruş bozukluğu için Ne Zaman Bir Uzmana Başvurulmalı?

Erken teşhis, omurga deformitelerinin ilerlemesini durdurmak veya kontrol altına almak için en kritik faktördür.

  • Çocuğun kıyafetleri üzerinde sürekli bir asimetri fark ediliyorsa (bir paçanın daha uzun gelmesi, yakanın kayması),
  • Öne eğildiğinde sırtın bir tarafında hörgüç benzeri bir tümseklik oluşuyorsa (Adam’s Testi),
  • Sık sık sırt ve bel ağrısı şikayeti varsa,
  • Ailede (anne, baba veya kardeşlerde) bilinen bir skolyoz öyküsü varsa,

Vakit kaybetmeden bir omurga cerrahisi veya ortopedi uzmanına başvurulması ve gerekli radyolojik görüntülemelerin yapılması önerilmektedir. Unutulmamalıdır ki; büyüme çağında yakalanan eğrilikler, cerrahi dışı yöntemlerle veya basit takiplerle kontrol altına alınabilirken, geç kalınan vakalarda tedavi süreci karmaşıklaşmaktadır.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Ağır çanta taşımak çocukta kalıcı skolyoz yapar mı? Tıbbi literatüre göre ağır çanta taşımak doğrudan yapısal skolyaza (kemik eğriliğine) neden olmaz. Skolyoz daha çok genetik ve yapısal nedenlerle oluşur. Ancak ağır ve yanlış çanta kullanımı, duruş bozukluklarına (postüral bozukluk), kas ağrılarına ve geçici omurga eğriliklerine yol açabilir.

2. Yüzme sporu skolyozu tamamen düzeltir mi? Yüzme, sırt kaslarını güçlendirdiği ve omurgaya binen yerçekimi yükünü azalttığı için omurga sağlığı açısından en yararlı sporlardan biridir. Duruş bozukluklarını düzeltmede çok etkilidir. Ancak yapısal ve ilerlemiş bir skolyoz eğriliğini tek başına tamamen düzeltmesi beklenemez; tedaviye destekleyici bir aktivite olarak önerilir.

3. Skolyoz her zaman ağrı yapar mı? Hayır, özellikle çocukluk ve ergenlik çağında görülen skolyoz vakalarının büyük bir kısmı ağrısız seyreder. Bu durum hastalığın sinsi ilerlemesine neden olabilir. Ağrı genellikle erişkin dönemde veya eğrilik çok ilerlediğinde ortaya çıkar. Bu yüzden ağrı olmasa bile fiziksel asimetriler dikkate alınmalıdır.

4. Duruş bozukluğu korse ile düzelir mi? Piyasada satılan hazır “duruş korseleri”, kasları tembelleştirebileceği için uzman hekim önerisi olmadan kullanılmamalıdır. Postüral (duruş) bozukluklarında öncelikli tedavi egzersiz ve ergonomik düzenlemelerdir. Medikal korseler ise sadece yapısal skolyoz tanısı alan hastalarda, doktorun belirlediği ölçü ve sürelerde kullanılır.

Boksör kırığı, elin dış tarafında bulunan beşinci tarak kemiğinin kırılmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. El kemikleri içinde tarak kemikleri, parmaklarla el bileği arasında köprü görevi görür. Bu kemiklerden beşincisi, küçük parmağın hizasında yer alır. Elin kavrama gücü, parmak hareketlerinde esneklik ve özellikle küçük parmağın işlevselliği bu kemik sayesinde sağlanır. Bu nedenle kırık meydana geldiğinde günlük yaşam aktiviteleri önemli ölçüde etkilenir. Kırık genellikle kemiğin uç kısmında oluşur ve parmağın doğal hizasında bozulma, ağrı ve işlev kaybına yol açar.

Boksör kırığı başta olmak üzere diğer ortopedik ve travmatolojik sorunlarınızda, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk ile iletişime geçebilirsiniz. Yaşamınızı olumsuz etkileyen ve sağlığınızı olumsuz etkileyen problemlerde, kliniğimizden profesyonel destek, tanı ve tedavi hizmetlerinin tamamını alabilirsiniz.

“Boksör Kırığı” Adı Nereden Geliyor?

Boksör kırığının ismi, oluş mekanizmasıyla ilgilidir. En sık sebep yumruk atma sırasında elin dış kısmının sert bir yüzeye çarpmasıdır. Sert temas sonucunda tarak kemiği üzerine binen yük artar ve kırık meydana gelir. Bu durum özellikle dövüş sporlarıyla ilgilenen kişilerde sık görülür. Fakat profesyonel sporcularda değil, günlük hayatta öfkeyle duvara vurma, kazara sert bir zemine çarpma veya ani bir darbeye maruz kalma sonucunda da aynı kırık oluşur. Zamanında ve doğru şekilde tedavi edilmeyen kırık, hem estetik bozukluklara hem de kalıcı hareket kısıtlılığına neden olur.

Belirtiler & Tanı

Yaygın Belirtiler: Ağrı, Şişlik, Hareket Kısıtlılığı

Boksör kırığı belirtileri arasında en belirgin olanı kırık bölgesinde hissedilen şiddetli ağrıdır. Darbe sonrası kısa sürede şişlik gelişir, morarma gözlemlenir. Elin dış kısmında şekil bozukluğu ortaya çıkar, küçük parmak doğal hizasından sapar. Parmak hareketinde kısıtlılık dikkat çeker, özellikle elin yumruk yapılması zorlaşır. Hasta parmağını kapatmaya çalıştığında küçük parmak diğerlerinden farklı bir yönde hareket eder. Bu durum fonksiyonel kayba işaret eder. Ayrıca kavrama gücü azalır, hasta günlük aktivitelerini yaparken zorlanır.

Yanlış Kaynama Nasıl Anlaşılır?

Boksör kırığı yanlış kaynaması nasıl anlaşılır sorusunun cevabı, tedavi sonrası takip süreciyle ilgilidir. Yanlış kaynayan kırıkta küçük parmak normal hizada durmaz, dışa ya da içe doğru eğrilik gözlenir. El kapatıldığında parmaklar paralel kapanmaz ve bu durum gözle görülür hale gelir. Yanlış kaynama sonucunda el fonksiyonlarında azalma, sürekli ağrı, güçsüzlük ve estetik bozukluk meydana gelir. Ayrıca uzun vadede parmak hareketlerinde kalıcı kısıtlılık ortaya çıkar.

Tanı Yöntemleri: Fizik Muayene & Röntgen / MR

Boksör kırığı tanısı nasıl konulur sorusu, sürecin en önemli noktalarından biridir. Öncelikle doktor tarafından yapılan fizik muayenede şişlik, hassasiyet, deformite ve hareket kısıtlılığı değerlendirilir. Şüpheli durumlarda röntgen çekilir ve kırığın yeri, derecesi ve açısı belirlenir. Bazı durumlarda detaylı inceleme için MR tercih edilir. Röntgen teşhis ile birlikte tedavi planı yapılır. Erken tanı, kırığın yanlış kaynamasını ve fonksiyon kaybını önlemede önem taşır.

Tedavi Seçenekleri

Atel / Alçı Tedavisi: Ne Kadar Süre?

Kırığın derecesine göre boksör kırığı ateli veya alçı uygulaması en çok kullanılan tedavi yöntemlerindendir. Bu gelişen yöntem konservatif tedavi olarak bilinir. Kırığın stabil olması ve kayma riskinin bulunmaması durumunda tercih edilir. Boksör kırığı ne kadar alçıda kalmalı sorusunun yanıtı ortalama üç ila altı hafta arasında değişir. Bu süre boyunca kemik kaynaması gerçekleşir ve elin korunması sağlanır. Fakat, alçının çıkarılmasından sonra el kaslarında güçsüzlük ve eklem sertliği görülebileceği için rehabilitasyon süreci başlatılır.

Buddy Taping & Hafif Immobilizasyon

Hafif kırıklarda buddy taping yöntemi uygulanır. Bu yöntemde kırık olan parmak yanındaki sağlam parmağa sabitlenir. Böylece fazla hareket etmesi önlenir ve tamamen hareketsiz kalması da engellenir. Bu tedavi yöntemi, daha hafif ve kayma riski düşük kırıklarda uygulanır. Hafif immobilizasyon ile hasta gündelik aktivitelerini kısmen sürdürür. Konservatif tedavi, kırığın şekline ve kayma açısına göre belirlenir.

Cerrahi Müdahale Gerekli mi?

Boksör kırığı ameliyat gerektirir mi sorusu, kırığın derecesine göre yanıtlanır. Cerrahi tedavide kemik uçları doğru pozisyona getirilir ve sabitlenir. Bu sabitleme için plak, vida veya boksör kırığı tel takılması yöntemleri kullanılır. Kırığı ameliyatı nasıl yapılır sorusuna cevap olarak, cerrahi sırasında kırık uçları anatomik hizaya getirilir ve uygun materyallerle tespit edilir. Ameliyat sonrası iyileşme süreci konservatif tedaviye göre daha uzun olabilir ancak fonksiyonel kaybı önlemede etkilidir. Bazı durumlarda boksör kırığı ameliyatı kaçınılmaz olur. Eğer kırık çok parçalıysa, kemik uçları arasında ciddi kayma varsa veya konservatif tedaviyle düzelme sağlanamıyorsa cerrahi müdahale uygulanır.

İyileşme Süreci & Fizik Tedavi

Boksör Kırığı Kaç Günde İyileşir?

Boksör kırığı kaç günde iyileşir sorusu hastaların en çok merak ettiği konulardan biridir. İyileşme süresi kırığın derecesine, uygulanan tedavi yöntemine ve hastanın yaşına bağlı olarak değişir. Ortalama olarak dört ila sekiz hafta arasında kemik kaynaması tamamlanır. Boksör kırığı ne zaman iyileşir sorusuna kesin bir yanıt verilemese de, genel de üç ay içinde elin fonksiyonlarının normale dönmesi beklenir. Fakat sporcuların veya ağır işlerde çalışanların tam performansla geri dönmesi altı ayı bulur.

Alçı / Atel Çıktıktan Sonra Ne Yapılmalı?

Boksör kırığı alçı çıktıktan sonra en önemli aşama rehabilitasyondur. Uzun süre hareketsiz kalan eklemler sertleşir, kas gücü azalır. Bu nedenle alçı ya da atel çıkarıldığında fizik tedavi süreci başlatılır. Elin esnekliği, kavrama gücü ve parmakların koordinasyonu yavaş yavaş geri kazandırılır. Gündelik hareketler dikkatli şekilde yapılmalı, zorlayıcı aktivitelerden kaçınılmalıdır.

Fizik Tedavi Hareketleri ve Kuvvetlendirme

Boksör kırığı sonrası fizik tedavi hareketleri, el kaslarını ve parmak eklemlerini güçlendirmeyi amaçlar. Parmak açma-kapama, esneme ve el sıkma egzersizleriyle kaslar yeniden çalıştırılır. Hafif direnç lastikleri ve stres topları kullanılarak kavrama gücü artırılır. Fizik tedavi süreci sabır gerektirir, düzenli olarak uygulandığında el fonksiyonları normale döner. fizik tedavi sürecinde hem spor yaşamından hem de bazı egzersizlerden uzak kalmanız normaldir. Bu durum bazı sporcularda, hareketsizliğe bağlı kilo artışına yol açabilir. Siz siz olun hızlı zayıflama telaşıyla omurganıza yüklenmeyin.

Komplikasyonlar ve Riskler

Tedavi Edilmezse Olası Sonuçlar Neler?

Boksör kırığı tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Yanlış kaynama, kalıcı deformite, parmak hareketlerinde kısıtlılık ve el fonksiyonlarında kayıp bu sonuçlar arasındadır. Tedavi edilmeyen kırık, ilerleyen süreçte kronik ağrıya ve iş gücü kaybına neden olur.

Yanlış Kaynamanın Uzun Vadeli Etkileri

Yanlış kaynayan boksör kırığı uzun vadede estetik bozukluklara, kavrama gücünde azalmaya ve parmak hareketlerinde kısıtlılığa yol açar. Elin doğal formu bozulduğu için hasta hem günlük yaşamında hem de mesleki faaliyetlerinde zorluk yaşar.

Cerrahi Komplikasyonları ve Riskler

Boksör kırığı ameliyatı sonrasında enfeksiyon, implant gevşemesi veya sertlik gibi komplikasyonlar görülür. Cerrahi tedavi genellikle başarılı sonuçlar verir fakat ameliyat sonrası fizik tedaviye uyulmaması fonksiyonel kayıplara yol açar. Bu tür ciddi kırıkların tanısı ve tedavisi için Prof. Dr. Çağatay Öztürk’ün uzmanlığından ve tam donanımlı muayenehanesinden profesyonel hizmet alabilirsiniz. Ayrıca omurga sağlığı için yapılması gerekenler konusunda bilgi sahibi olmak isterseniz, sektörün güvenilir ve tecrübeli markasının uzmanlık gerektiren uygulamalarından yararlanabilirsiniz.

Boksör Kırığı Hakkında Sık Sorulan Sorular

Boksör Kırığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Tedavi edilmeyen kırık kalıcı şekil bozukluğuna, hareket kısıtlılığına ve sürekli ağrıya yol açar.

Yanlış Kaynaması Nasıl Önlenir?

Doğru tanı, zamanında tedavi ve düzenli takip ile yanlış kaynama önlenir. Tedavi sürecinde doktor önerilerine uymak çok önemlidir.

Boksör Kırığında Ameliyat Gerekir mi?

Her boksör kırığında ameliyat gerekmez. Hafif kırıklar atel veya alçı ile tedavi edilir. Fakat ciddi kayma veya çok parçalı kırıklar cerrahi tedavi gerektirir.

Fizik Tedavi Ne Zaman Başlamalı?

Fizik tedavi genellikle alçı ya da atel çıkarıldıktan hemen sonra başlatılır. Bazı durumlarda cerrahi tedaviden sonra erken dönemde de başlanır.

Spor Yaşamına Ne Zaman Dönülür?

Sporcular genellikle üç ila altı ay arasında spora geri dönebilir. Ancak tam performans için doktorun onayı beklenmelidir.

Menisküs yırtığı, özellikle sporla yakından ilgilenen bireylerin sık karşılaştığı sakatlıklardan biridir ve bu nedenle “Menisküs yırtığı nedir?” sorusuna cevap vermek gerekebilir. Diz ekleminde uyluk kemiği ile kaval kemiği arasında yer alan kıkırdak yapıdaki menisküs, yükü dengeli şekilde dağıtarak kemiklerin sürtünmesini önler. Darbeleri emmek, yükü yaymak gibi görevleri bulunan menisküs, stabiliteye ve eklem sağlığına da katkı sağlar.

Menisküsün iç yapısında meydana gelen yırtılma olarak nitelenebilecek olan menisküs yırtığı, travmaya ya da aşınmaya bağlı olarak meydana gelebilir. Peki, menisküs yırtığı nedir ve menisküs yırtıklarının tedavisinde hangi yöntemler kullanılır?

Menisküs Yırtığı Neden Olur?

Özellikle spor yaparken veya diz bükülüyken bir anda dönme ya da burkulma gibi zorlayıcı hareketler menisküs yırtıklarına yol açabilir. Ayak sabitken dizin dönmesi, menisküsü kaval kemiği ile uyluk kemiği arasında sıkıştırarak yırtılmalara neden olur. Bu durum genellikle futbol, basketbol ya da tenis gibi sporlarda görülür. Ayrıca ilerleyen yaşlara bağlı olarak da menisküs dokusu zayıflayabilir. Böyle durumlarda çok küçük zorlanma veya günlük hayatta yapılan sıradan bir hareket bile menisküsü yırtabilir.

Menisküs Yırtığının Yaygın Nedenleri

Menisküs yırtıklarının ortaya çıkmasına sebep olabilecek başlıca nedenler şunlardır:

  • Basketbol, futbol, kayak gibi sporlarda ani yön değişiklikleri, koşu sırasındaki dönüşler, sıçrama ya da inişler menisküs yırtıklarına neden olabilir.
  • Diz üzerine gelen sert darbeler, kayma ya da düşme gibi durumlar yırtık oluşturabilir.
  • Menisküs dokusu yaşlanmaya bağlı olarak yıpranır, içindeki kollajen lifleri bozularak zayıflar, elastikiyetini kaybeder. Dolayısıyla daha kolay yırtılır.

“Menisküs yırtığı neden olur?” sorusuna bu yanıtlar da verilebilir. İç menisküs medial menisküs olarak, dış menisküs ise Lateral menisküs olarak adlandırılır. İç menisküs yırtığı genellikle daha kolay gerçekleşir. Dış menisküs ise daha hareketli yapıdadır. Bu nedenle dış menisküs yırtığı daha sık görülen bir durumdur.

Eğer “Menisküs yırtığı nedir?” merak ediyorsanız muhtemelen sizde de birtakım belirtiler var demektir. Ancak bu belirtiler bazen başka hastalıklarla karıştırılabileceğinden menisküs yırtığı nasıl anlaşılır öğrenmeniz gerekir.

Menisküs Yırtığı Nasıl Anlaşılır? Menisküs Yırtığı Belirtileri

Özellikle ilerleyen yaşlarda menisküs yırtılması belirtileri ortaya çıkmayabilir. Yapılan başka tetkikler sonucunda diz eklemlerinde menisküs yırtığı tespit edilebilir. Ancak daha genç yaşlarda menisküs yırtığı belirtileri ile karşılaşmak mümkündür.  Başlıca menisküs belirtileri şunlardır:

Diz Ağrısı ve Şişlik

Menisküs yırtıkları genellikle ağrı, şişlik veya dizde sertleşme ile kendisini gösterir. Özellikle dizi döndürme veya bükme gibi durumlarda ağrı şiddetlenebilir. Bazı durumlarda şişlik birkaç saat içinde oluşmaz, birkaç gün içinde belirgin hale gelir. Bu ağrı veya şişlik hareket kısıtlamasına yol açarak hem spor aktivitelerini hem günlük yaşamı etkileyebilir. Menisküs bölgesinde ağrı veya şişlik hissetmek menisküs yırtığı nedir araştırmak için önemli bir nedendir.

Dizi Hareket Ettirmede Zorluk

Menisküs yırtıkları dizin tam olan düzleştirilememesi veya tam olarak bükülememesi gibi hareket kısıtlamalarına da yol açabilir. Ayrıca dizdeki sertlik ve şişlik merdiven inip çıkmak ya da oturup kalkmak gibi basit aktivitelerin yapılmasını bile zorlaştırabilir.

Dizin Kilitlenmesi veya Boşalma Hissi

Dizde klik sesi veya dizin kilitlenmesi gibi mekanik belirtiler nadir görülen menisküs yırtılması belirtileri arasındadır. Bu durumun yırtık menisküs parçasının eklem içinde takılması sonucu oluşur. Ayrıca dizin boşalmış gibi hissetmesi de menisküs belirtilerinden biridir.

“Menisküs yırtığı nedir?” sorusunun cevabı olarak bu belirtileri gösteriyorsanız bu konudan emin olmanız son derece önemlidir. Bu nedenle menisküs yırtığına ne iyi gelir araştırmadan önce kesin tanı için doktora başvurmanız önerilir.

Menisküs Yırtığı Dereceleri

Menisküs yırtıkları 1. derece (hafif), 2. derece (orta), 3. derece (ciddi) olmak üzere 3 sınıfta gruplandırılır. Tanı sırasında yapılan bu sınıflandırma nasıl bir menisküs yırtığı tedavisi uygulanacağını doğrudan etkiler.

1. Derece Menisküs Yırtığı (Hafif)

1 derece menisküs yırtığı aslında tam yırtık olarak ifade edilmez. MR görüntüsünde menisküs içinde küçük, noktasal ışık artışı bulunur. Bu sinyal yüzeye ulaşmaz. Sadece dokuda hafif dejenerasyon veya değişiklik söz konusudur. Genellikle ağrı veya rahatsızlık yaratmaz. Çoğu zaman menisküs tedavisi gerektirmez, kendi kendine iyileşebilir.

2. Derece Menisküs Yırtığı (Orta)

2 derecede menisküs yırtığı MR görüntüsünde yüksek bir sinyal olarak görünür ancak menisküs yüzeyine ulaşmaz. Tıpkı derece 1’de olduğu gibi yırtık olduğu anlamına gelmez. Ancak dokuda daha belirgin bozulma meydana gelmiştir. Hafif şişlik ya da menisküs ağrısı bulunabilir. Bazen de hareket sırasında rahatsızlık hissedilebilir. Genellikle cerrahiye gerek yoktur. İstirahat veya fizik tedavi gibi konservatif yöntemler tedavi için yardımcı olabilir.

3. Derece Menisküs Yırtığı (Ciddi)

3 derece menisküs yırtığı MR görüntüsünde menisküs yüzeyine kadar ulaşan bir sinyal gönderir. Bu durum menisküsün içinde tam bir yırtık olduğunu gösterir. Hasar ciddi boyuttadır. Konservatif yöntemler bu derecedeki menisküs yırtıkları için yeterli değildir. Bu nedenle genellikle menisküs ameliyatı önerilir. Tedavi çoğu zaman artroskopi ile yapılır. Yırtık tamir edilebilir veya gerekli durumlarda hasarlı kısım alınabilir.

Menisküs Yırtığı Nasıl Teşhis Edilir?

Bu noktaya kadar “Menisküs yırtığı nedir?” sorusuna cevap alınmış olmalıdır. Nitekim tanı ve tedavi sürecine geçilebilir. Menisküs yırtıklarının tanısı genellikle fiziki muayene bulguları ile başlar. Ardından görüntüleme yöntemleri devreye girer. Ancak her iki yöntemde de bazı hatalar olabileceğinden hem klinik değerlendirmenin hem ileri tetkiklerin birlikte ele alınması gerekir. “Menisküs yırtığı nasıl teşhis edilir?” sorusunun cevabı şu şekildedir:

Fiziki Muayene Yöntemleri

Menisküs yırtıklarının tanısında en sık kullanılan yöntem McMurray testidir. Bu testte diz bükülü pozisyondayken ayak tutulup iç veya dış rotasyon verilir. Klik sesinin gelmesi veya ağrı hissedilmesi menisküs yırtığı şüphesini doğurur. Bu testin başarı oranı %60’ın üzerindedir. Bir diğer test olan Apley testinde ise hasta yüz üstü yatarken diz 90 derece bükülür, kaval kemiği üzerinden baskı ve rotasyon uygulanır. Ağrı oluşması menisküs yırtığı olduğunu gösterir. Bu testin başarı oranı ise %80’in üzerindedir.

Yine de görüntüleme yöntemleri olmaksızın menisküs yırtığı nedir ya da hangi seviyededir öğrenmek mümkün olmaz.

Görüntüleme Yöntemleri

Röntgen yöntemi kıkırdak yapıda bulunan menisküsün görüntülenmesini sağlayamaz. Ancak kırık, artroz gibi farklı nedenleri tespit etmek için kullanılabilir. Ancak MR görüntüleme yöntemi yumuşak doku lezyonlarını gösterebildiği için menisküs yırtığı tanısında çok daha etkilidir.

Ameliyatsız Menisküs Tedavisi

“Menisküs yırtığı nedir?” diye araştıran hastaların önemli kısmı aslında tedavi yöntemleri konusundaki endişelerini gidermek ister. Menisküs yırtığı tedavisinde temel amaç hastaların ağrılarını hafifletmek, dizin kaybolan işlevini yeniden kazandırmak, bu sayede hastaların yaşam kalitesini artırmaktır. Uygulanacak tedavi yöntemi yırtığın derecesine ya da hastanın genel sağlık durumuna göre ameliyatsız olarak ya da cerrahi yöntemlerle yapılabilir.

Menisküs yırtığı ameliyatsız tedavi yöntemleri ile iyileştirilebilir. Ama bunun için yırtığın birinci veya ikinci derecede olması gerekir. Fizik tedavi, egzersizler, soğuk uygulamalar, menisküs güçlendirme hareketleri menisküs yırtıklarında ameliyatsız tedavi yöntemlerini oluşturur.

Birinci derece menisküs yırtıklarında ilk olarak istirahat önerilir. İstirahat ile birlikte günde birkaç kez 20-25 dakikalık uygulanan soğuk kompresler iyileşmeyi destekleyebilir. Fizik tedavi süreci ise dizdeki kasların güçlenmesine, hareket kabiliyetinin geri kazandırılmasına, stabilitenin artırılmasına destek olur. Kalça ve hamstring kaslarını hedefleyen bacak hareketleri ya da köprü gibi egzersizler denge antrenmanları ile desteklendiğinde iyileşme sağlanabilir.

Bazı önleyici alışkanlıklar da menisküs tedavisinde etkilidir. Ağrıya neden olabilecek bükme, dönme ya da yük bindirmeye neden olabilecek aktivitelerden uzak durulmalıdır. Özellikle ilk dönemde dizin üzerine uzun çömelmek veya fazla baskı yapmak menisküsün daha da kötüleşmesine neden olabilir.

Menisküs Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Menisküs ameliyatı genellikle artroskopik, yani kapalı yöntemle gerçekleştirilir. Dizde, menisküs yırtığının olduğu bölgede küçük bir kesi yapılır. Artroskopi, ekleme yerleştirilen kamera ve ince cerrahi aletlerle müdahaleye dayanan minimal invaziv bir yaklaşımdır. “Menisküs ameliyatı kaç saat sürer?” sorusunun cevabı ise uygulanan yönteme göre değişiklik gösterir:

  • Parsiyel menisektomi ile yırtığın çıkarılması 15-30 dakika sürer.
  • Menisküsün dikilerek onarılması genellikle 1 saat sürebilir.
  • Menisküs tamirleri 2 saate kadar sürebilir.

Sonuç olarak kapalı menisküs ameliyatları 15 dakika ile 2 saat arasında sürer. Menisküs ameliyatı iyileşme süreci de yine yönteme bağlı olarak değişebilir.

Menisküs Ameliyatı Sonrası İyileşme Süreci

Menisküs yırtığı kaç ayda iyileşir merak ediyorsanız bunun için yırtığın derecesinin veya ameliyatta kullanılan yöntemin bilinmesi gerekir. Örneğin yırtığın parsiyel menisektomi ile çıkarıldığı durumlarda günlük aktivitelere dönüş 4 ile 6 hafta arasında sürer. Spora dönüş içinse 2-3 ay beklemek gerekebilir. Menisküs onarımlarında ise tam iyileşme ya da spora dönüş için 3-6 ay arası zamana ihtiyaç vardır.

Menisküs ameliyatı sonrası çoğu hasta aynı gün taburcu olur veya en fazla 1 gün hastanede kalır. Ameliyat sonrasında buz uygulaması yapılmalı, diz yüksek şekilde tutulmalıdır. Ayrıca doktor tavsiyesi ile menisküs güçlendirme hareketleri de yapılabilir.

Menisküs Ameliyatı Riskleri

Menisküs ameliyatı riskleri hakkında bilgi sahibi olmak da en az “Menisküs neden olur?” veya “Menisküs nasıl geçer?” soruları kadar önemli. Aslında bu ameliyatın riskleri diğer cerrahi operasyonlarla benzerlik gösterir. Söz konusu riskler genellikle şunlardır:

  • Enfeksiyon riski,
  • Kanama veya pıhtı oluşumu,
  • Dizde sertlik veya hareket kısıtlılığı,
  • Tekrarlayan menisküs yırtığı,
  • Eklemde sıvı birikmesi,
  • Ağrının devam etmesi,
  • Kıkırdak hasarı veya erken kireçlenme riski,
  • Anesteziye bağlı komplikasyonlar.

Menisküs ameliyatı olup pişman olanlar genellikle yanlış veya deneyimsiz cerrah seçiminden şikayet ederler. Bu nedenle hem ameliyatın sonuçlarından memnun kalmanız hem sağlığınızla ilgili başka problemler çıkmaması için her zaman güvenilir hekimlerle çalışmanız gerekir.

Menisküs Yırtığı Olanların Yapmaması Gerekenler

Menisküs yırtığı tanısı konan bireylerin dizlerinde daha fazla hasar oluşmasını önlemek, iyileşme sürecinin sorunsuz ilerlemesini sağlamak için kaçınmaları gereken birtakım davranışlar bulunur. Menisküs yırtığı olanların yapmaması gerekenler şunlardır:

  • Koşu, futbol, basketbol, tenis gibi ani dönme veya yön değiştirme içeren sporlar diz eklemi üzerine büyük baskı uygulayarak yırtığın ilerlemesine neden olabilir. Bunun yerine daha düşük etkili aktiviteler tercih edilmelidir.
  • Aşırı yük kaldırma da dizdeki baskıyı artırabileceğinden iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir.
  • Diz üzerine ani dönme veya bükme, çömelme gibi hareketler yapılmamalıdır.
  • Uzun süre ayakta kalmak, merdiven inip çıkmak gibi aktiviteler menisküs üzerinde baskı yaratarak daha şiddetli diz ağrısı oluşturabilir.
  • Destek sağlamayan ayakkabılar veya tabanlık kullanmak iyileşmeyi zorlaştırabilir.
  • Ağrı ve şişlik olmasına rağmen aktivitelere devam etmek, dizi hareket ettirmek iyileşmeyi geciktirebilir.

Menisküs ameliyatı sonrası yorumlar da bu bilgileri destekler niteliktedir. Çünkü menisküs yırtığı ameliyatı olan hastalar, ameliyatı gerektirecek durumların genellikle bu aktiviteler nedeniyle ortaya çıktığını ifade etmiştir. “Menisküs yırtığı nedir?” şeklinde arama yapıldığında bu yorumlarla da karşılaşılabilir.

Menisküs Yırtığına Ne İyi Gelir?

Menisküs yırtıklarında ilk yapılması gereken bir doktorla görüşmek, doktorun tavsiyeleri ile hareket etmektir. Ancak “Menisküs ağrısına ne iyi gelir?” ya da “Menisküs ne iyi gelir?” gibi sorulara beslenme alışkanlıkları ile ilgili cevaplar vermekte mümkündür. Söz konusu gıda ürünlerinin genel sağlık üzerinde olumlu etkileri bulunduğundan hafif görülen menisküs yırtıkları için de faydalı olabilir.

Menisküs Yırtığına İyi Gelebilecek Besinler

Menisküs sağlığını destekleyebilecek, potansiyel olarak inflamasyonu azaltabilecek besinler şunlardır:

  • Somon, ton balığı, uskumru gibi yağlı balıklar omega-3 yağ asitleri içerir. İnflamasyon seviyesini düşürerek eklem ve kıkırdak sağlığına katkıda bulunabilir.
  • Yaban mersini, çilek, ahududu, böğürtlen gibi meyveler antikanin gibi antioksidanlar içerir. Böylece oksidatif stresi azaltabilir. Ayrıca kolajen üretimini destekleyen C vitamini bakımından da zengindir.
  • Ispanak, lahana, kara lahana gibi sebzeler K ve C vitamini içeriği, antioksidan özellikleri ile eklem ve kemik sağlığını destekleyebilir.
  • Zerdeçal, zencefil gibi baharatlar anti-inflamatuar etkiler gösterir.
  • Ceviz, badem, keten tohumu, chia tohumu gibi besinler omega-3 yağ asitleri, lif, E vitamini içeriğiyle inflamasyonu azaltabilir.
  • Özellikle sızma zeytinyağı oleocanthal gibi doğal bileşenlerle inflamasyonu baskılayabilir.
  • Brokoli C ve K vitamini içeriğiyle kıkırdak koruyucu etkilere sahiptir.
  • Kuru incir hem kalsiyum özelliği hem anti-inflamatuar özelliğiyle eklem sağlığına katkı sağlayabilir.
  • Kıkırdak ve eklem yapısını destekleyen kollajen, jelatin, amino asit bakımından zengin olan kemik suyu, inflamasyon yönetimi ve onarım süreçlerinde yardımcı olabilir.

Bu gıdaların aşırı tüketiminin de belli başlı sorunlar getirebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle beslenme uzmanı eşliğinde ya da doktor kontrolünde bir beslenme programı oluşturulmalıdır. Ayrıca kişilerin kendi beslenme programlarını yapmak istedikleri durumlarda “Menisküs yırtığı nedir ve neden olur?” gibi soruların cevaplarını anlaması önemlidir.

Menisküs Yırtığı Ameliyatı Fiyatları

Menisküs yırtığı ameliyatının fiyatları da pek çok hasta için “Menisküs nedir?” sorusunun cevabı kadar önemlidir. Ancak her hastada yırtığın derecesi veya ameliyatın yöntemi farklı olabileceğinden fiyatlar da değişiklik gösterir. Bu nedenle öncelikle doktorunuzdan randevu oluşturmanız, fiziki muayeneye tabi tutulmanız gerekir.

Skolyoz, omurga kırığı, bel fıtığı gibi konularda uzmanlığı bulunan Prof. Dr. Çağatay Öztürk, menisküs yırtığı ameliyatlarını da başarıyla gerçekleştirir. Siz de randevunuzu oluşturmak için şimdi bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Menisküs Yırtığı Hakkında Sık Sorulan Sorular

Menisküs yırtığı olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Dizdeki ağrı, şişme, kilitlenme veya boşalma hissi menisküs yırtığına işaret eder. Ancak bunun menisküs yırtığı olup olmadığını anlamak için Ortopedi ve Travmatoloji uzmanına başvurmak gerekir.

İleri yaşlarda menisküs riski artar mı?

Menisküs genellikle ani dönme veya burkulmalar sonucunda yırtılır. İleri yaşlarda kıkırdak yapısının zayıflamasına bağlı olarak küçük darbelerde menisküs yırtığı meydana gelebilir.

Menisküs yırtığı belirtileri dizin iç kısmında mı dış kısmında mı görülür?

Menisküs yırtığının konumuna göre ağrı dizin iç kısmında ya da dış kısmında oluşabilir.

Menisküs kendi kendine iyileşir mi?

Hafif menisküs yırtıkları istirahat, soğuk uygulama, fizik tedavi gibi uygulamalarla iyileşebilir. Ancak ileri derecedeki yırtıkların kendi kendine geçmesi söz konusu değildir. Genellikle cerrahi müdahale gerekir.

Menisküs yırtığı şiddetli ağrı yapar mı?

Evet, özellikle yırtığın büyük olduğu ya da menisküsün eklem içinde sıkıştığı durumlarda dizde şiddetli ağrı oluşabilir. Bu da günlük yaşantıyı ciddi oranda kısıtlayabilir.

Vücudun merkezi iskeleti olan ve hem destek hem esneklik sağlayan omurga sağlığı için alabileceğiniz pek çok önlem mevcut. Bu önlemler sayesinde günlük yaşam aktivitelerini kolaylaştırmak; ağrı, hareket sınırlılığı, sinir sıkışması gibi olası problemleri azaltmak mümkün. Ancak modern yaşam tarzları, özellikle uzun süreli oturma, hareketsizlik, kötü duruş alışkanlıkları omurga sağlığı için risk teşkil etmeye devam ediyor. Bu nedenle doğru alışkanlıkları benimsemek, duruşu düzeltmek, kasları güçlendirmek, ergonomik düzenlemeler yapmak omurga sağlığı için son derece önemli. 

Peki, omurga sağlığı için ne yapmalıyız? Egzersizler veya doğru beslenme omurga sağlığı için faydalı olabilir mi? Tüm merak edilenleri cevaplamaya çalıştık.

Omurga Sağlığı Neden Önemlidir?

Omurga yalnızca vücudu dik tutmakla kalmaz. Aynı zamanda sinir sisteminden gelen uyarıları iletmeye yardımcı olur, vücut ağırlığını dengeler, hareket halindeyken şoku emer. Sağlıklı bir omurga yaşam kalitesini artırırken ağrıların, hareket kısıtlılıklarının, kronik rahatsızlıkların önüne geçer. Omurga sağlığının faydaları yalnızca fiziksel değildir. Doğru duruş ve hareketle omurga üzerindeki stres azalır, enerji verimliliği artar, günlük aktiviteleri rahat sürdürmek mümkün olur.

Omurga Yapısının Vücuttaki Rolü

Omurga, bir destek sistemi görevi görür. Vücut ağırlığını taşır ve dik durmayı sağlar. Koruma işlevi sayesinde omurilik ve sinir köklerini dış darbelere karşı korur. Şok emici bir mekanizma olduğu için omurlar arasındaki diskler sayesinde hareket sırasında kuvvetleri dengeler, sarsıntıları azaltır. Hareket kabiliyeti sağlama özelliği ile eğilme, dönme, esneme gibi hareketlerin dengeli yapılmasını mümkün kılar. Vücudun ağırlık merkezi olarak görev aldığından dengeyi korumaya yardımcı olur.

Duruş Bozukluklarının Omurga Üzerindeki Etkisi

Skolyoz ve kifoz gibi omurga eğrilikleri omurlar üzerinde asimetrik basınç yaratarak disk bozulmaları için zemin hazırlar. Öne eğilme ya da kamburluk ise omurga disklerine fazla yük bindirir. Bu da bel ya da boyun ağrısına neden olabilir. Yanlış duruş sinir köklerine baskı yaparak siyatik gibi radiküler ağrılar ortaya çıkarabilir.

Duruş bozukluklarını omurga sağlığı için olumsuz hale getiren nedenlerden biri de kasların dengesiz çalışmasıdır. Bazı kaslar sürekli gerginleşirken diğerleri zayıflar. Bu dengesizlik zamanla ciddi sorunlara yol açabilir. Ayrıca disk dejenerasyonunun zamanla hızlanması omurga sağlığı için iyi değildir ve bel fıtığı riskinin artmasına neden olabilir.

Ofis Çalışanlarında Omurga Hastalıklarının Artışı

Son dönemde masa başında uzun süreli çalışma yaygınlaştığından ofis çalışanlarında sıklıkla omurga hastalıkları görülebilir. Ofis çalışanlarının bu duruma bağlı olarak yaşayabileceği sıkıntılardan bazıları şunlardır:

  • Uzun süreli oturma omurga üzerindeki yükü artırır, özellikle bel bölgesinde basınç artışı görülür.
  • Eğilme ya da kötü duruş gibi duruş bozuklukları, ergonomik olmayan çalışma düzeni sırt ya da boyun ağrılarının daha sık yaşanmasına neden olur.
  • Çalışanların önemli bir kısmı her yıl boyun veya bel ağrısı yaşar, ofis işlerinde bu yaygınlık yüksek orandadır.
  • Ara vermeksizin uzun süre oturmak kas iskelet sistemi şikayetleri yaratabilir.
  • Çalışma yılları arttıkça bel ağrısı riskinde artış olur.

Özellikle ofis çalışanlarının omurga sağlığı için belirli alışkanlıklar benimsemesi, yaşam kalitesinin artırılması açısından kritiktir.

Omurga Sağlığını Korumak için Günlük Alışkanlıklar

Omurga sağlığını korumak büyük ölçüde günlük alışkanlıklara bağlıdır. Oturma sürelerini sınırlamak, düzenli esneme hareketleri yapmak, doğru pozisyonu korumak gibi küçük ama sürekli uygulanan davranışlar uzun vadede büyük fark yaratır. Omurga sağlığı için benimsenebilecek günlük alışkanlıklardan bazıları şunlardır:

Uzun Süreli Oturmadan Kaçınmak

Sürekli oturmak, omurlar arası disklerde baskıyı artırarak hem disk dejenerasyonu riskini yükseltir hem omurga üzerindeki statik gerginliğin artmasına sebep olur. Her 30-40 dakikada bir kısa yürüyüşler yapmak dolaşımı canlandırır, kaslara yük binme süresini azaltır. Sabit oturmaktan ziyade arada küçük hareketler yapılmasına olanak sağlayan aktif oturma düzenli tercih edilebilir. Amaca yönelik olarak yapılan bu hareketlerle statik yük azaltılabilir.

Düzenli Esneme ve Mola Vermek

Uzun süre hareketsiz kalan kaslarda gerginlik meydana gelir. Boyun, omuz, sırt, kalça bölgelerine yönelik kısa esneme hareketleri bu gerginliği azaltır. Molalarda yapılan germe hareketleri omurga üzerindeki baskıyı hafifletir, esnekliği artırır. Ayakta ya da oturarak yapılabilecek basit egzersizler omurga sağlığı için gün içinde uygulanabilir.

Doğru Oturma Pozisyonu ve Masa Yüksekliği

Sandalyelerin sırt desteği belin doğal kavisini destekleyecek şekilde ayarlanmalı, kamburlaşma ya da öne eğilmekten kaçınılmalıdır. Dirsekler yaklaşık 90 derecelik bir açıyla durmalı, bilekler düz pozisyonda olmalıdır. Bilgisayar ekranı göz seviyesinde bulunmalı, boyun aşırı öne eğilmemelidir. Sandalye ve masa yüksekliği arasındaki uyum önemlidir. Ayaklar yere tam basmalı, diz ile kalça arasındaki açı rahat olmalıdır. Sürekli statik oturmaktan kaçınmak ve omurga sağlığı için yükseltilebilir masa modelleri tercih edilebilir.

Omurga Sağlığı için Egzersizler

Omurga sağlığı için yalnızca duruş veya alışkanlıklar yeterli değildir. Omurga sağlığı için egzersizler yapmak hem destekleyici kasları güçlendirir hem omurga çevresindeki doku esnekliğini artırır. Başlıca egzersizler ise şu şekilde listelenebilir:

Kas ve İskelet Sistemini Güçlendiren Hareketler

Herkesin spor yapmaya vakti olmayabilir ancak kısa vakitlerde bile uygulanabilecek olan düzenli egzersiz programları size yardımcı olabilir. Yapabileceğiniz bazı hareketler şunlardır:

  • Curl-up: Bel bölgesine fazla yük bindirmeden karın ve gövde kaslarını çalıştırır.
  • Side Plank: Yan karın, kalça, bel kaslarını stabilize eder.
  • Bird-dog: Dört ayak pozisyonundan sol kolu ve sağ bacağı uzatıp dengede kalmaya çalışmak sırt ve karın kaslarını senkronize çalıştırır.
  • Bridge: Kalça, hamstring ve bel kaslarını güçlendirerek alt omurga desteğini artırır.
  • Superman Egzersizi: Karın üzerinde yatarken hem kolları hem bacakları yukarı kaldırmak arkadaki kasları aktive eder.

Omurga sağlığı için bu hareketleri yaparken kendinizi zorlamamanız gerekir. Eğer ağrı ya da acı hissederseniz hareketi bırakabilirsiniz. Çünkü daha fazla yapılan spor, omurga sağlığı için daha çok fayda anlamına gelmez. Ayrıca sakatlık riskini de artırabilir.

Duruşu Düzeltici Esneme Egzersizleri

Omurga hastalıkları yaşamamak için duruşunuzu düzeltmek istiyorsanız aşağıdaki egzersizleri yapabilirsiniz:

  • Cat-Cow Pozisyonu: Sırtı sırayla kamburlaştırıp sonra çukurlaştırarak omurganın hareket kabiliyetini artırır.
  • Dizleri Göğse Çekme: Bel bölgesini nazikçe esnetir, beldeki gerginliği azaltır.
  • Rotasyonel Germe: Omurgayı hafifçe döndürerek esnekliği artırır.
  • Pelvik Tilt: Alt karın ile bel arasındaki dengeyi düzenler, belin fazla çukurlaşmasını dengeler.
  • Çene-Göğüs Germe: Boyun kaslarını rahatlatır, özellikle masa başında çalışanlar için faydalıdır.

Omurga sağlığı için bu egzersizleri yapmadan önce bir uzmandan destek almakta fayda bulunur.

Omurga Sağlığı için Pilates ve Yoga Önerileri

Omurga sağlığı için pilates yapmak nötr omurga pozisyonunu öğretir, derin karın ve postural kasları güçlendirir, fleksibiliteyi artırır. Aşağı bakan köpek gibi bazı yoga hareketleri omurgayı uzatırken esnekliği artırır, gerilimi azaltır. Bridge ya da mermaid gibi pilates hareketleri ise omurga çevresinde çalışan kasları hedef alır. Bel ağrısı olanlar omurga sağlığı için özel pilates videolarından yararlanabilir.

Omurga Çevresindeki Kasları Destekleyen Yüzme Hareketleri

Omurga sağlığı için yüzme önerilen sporlardan biridir. Sırtüstü yüzme ya da sırt vuruşları suyun kaldırma kuvvetiyle omurgaya binen yükü azaltarak kas çalışmasını destekler. Serbest stil yüzme ise sırt ve omuz kaslarını simetrik şekilde çalıştırır, dengenin korunmasına yardımcı olur. Suda yapılan direnç çalışmaları omurga çevresindeki kasları kuvvetlendirir, eklem stresini azaltır. Su içinde yürüyüş veya ayakta su jimnastiği ise omurga çevresine hafif direnç sağlayarak destekleyici kasları aktive eder.

omurga sağlığı için neler yapılmamalı

Omurga Sağlığı için Doğru Beslenme

Doğru beslenme, omurga sağlığını destekleyen temel bileşenlerden biridir. Kemik dokusunun sağlamlığı ile disk sağlığı ve kas kemik sisteminin dengede çalışması alınan mikronutrientler ile doğrudan ilişkilidir. Yeterli kalsiyum, D vitamini, magnezyum gibi minerallerin yanı sıra ideal kilonun korunması ve yeterli su tüketimi de omurga sağlığı için faydalıdır.

Kalsiyum, D Vitamini ve Magnezyum Açısından Zengin Besinler

Omurga sağlığı için beslenme programı yapıyorken kalsiyum, D vitamini ve magnezyum açısından zengin olan şu besinleri tüketebilirsiniz:

  • Kalsiyum için yoğurt, süt, peynir gibi ürünler.
  • Kara lahana, brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler.
  • D vitamini için somon, uskumru, ton balığı gibi yağlı balıklar.
  • Kalsiyum ve magnezyum için badem, ceviz, susam gibi yağlı tohumlar, kuruyemişler; nohut ve fasulye gibi baklagiller.
  • Tam tahıllar, kabak çekirdeği, ıspanak gibi magnezyum açısından zengin besinler.

Güneş alımı sınırlı olan ya da emilim bozukluğu yaşayan bireyler hekim önerisiyle D vitamini veya kalsiyum takviyeleri düşünebilir. Ayrıca omurga sağlığı için çok fazla kilo almamak, ideal kiloda kalmak önemlidir.

Fazla Kilonun Omurga Üzerindeki Baskısı

Aşırı kilo, özellikle gövde ile karın bölgesinde biriken yağ omurganın doğal eğrilerini bozabilir. Fazla ağırlık intervertebral diskler üzerinde daha fazla baskı oluşturarak disk dejenerasyonunu hızlandırabilir. Eklem yüzeylerinde aşırı stres kemik erimesi gelişimine katkı sağlayabilir. Yağ dokusunun oluşturduğu iltihaplı süreçler ise omurga çevresindeki dokularda biyokimyasal etkiler yaratabilir. Ayrıca obezite omurga sağlığı için son derece zararlıdır.

Su Tüketiminin Önemi

Omurgadaki diskler su içeriği sayesinde şok emici özellik kazanır. Yeterli hidrasyon, disklerin elastikiyetini ve yük taşıma kapasitesini korumaya yardımcı olur. Yeterli su alınmaması durumunda disk yapıları daha kırılgan hale gelir, esnekliğini kaybeder. Yeterli su almak ise eklem sıvılarının, bağ dokularının kayganlığını destekleyerek sürtünmeyi ve aşınmayı azaltır. Gün boyu dengeli su tüketimi dolaşımı artırır, omurga ve çevresindeki dokulara oksijen ve besin taşınmasını teşvik eder.

Günlük Yaşamda Omurgayı Korumak

Günlük yaşamda omurgayı korumak, uzun vadeli sağlık için önemlidir. Evin içindeki hareketlerden dışarıda yapılan aktivitelere kadar her adımda dikkatli olunmalıdır. Omurga sağlığı için yatak ve yastık seçimi, ağırlık taşırken doğru teknik, uygun çanta kullanımı gibi önlemler omurga sağlığı için önemlidir.

Doğru Yatak ve Yastık Seçimi

Omurga sağlığı için doğru yatak orta sertlikte olmalı, ne çok sert ne çok yumuşak olmalıdır. Yastık baş ile boynun doğal kavisini destekleyecek yükseklikte olmalıdır. Aşırı yüksek veya aşırı alçak yastıklar boyun fıtığı ya da boyun düzleşmesi gibi sorunlara neden olabilir. Yan uyuyanlar için biraz daha yüksek, destekleyici yastıklar; sırtüstü uyuyanlar için orta yükseklikte ve orta sertlikte yastıklar idealdir.

Ağırlık Taşırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Ağır yük kaldırırken dizleri bükerek çömelmek, belgen eğilerek kaldırmamak gerekir. Eşyalar vücuda mümkün olduğunda yakın tutulmalı, kola kuvvet uygulanacak şekilde uzakta tutmaktan kaçınılmalıdır. Bir anda kaldırmak yerine dirençli kasları kullanarak dengeli, kontrollü bir kaldırma yapılmalıdır. Dönme hareketiyle yük vücuda asimetrik dağılacağı gibi ağırlığı kaldırırken gövdeyi döndürmekten kaçınmanız gerekir. Bu durum hem omurga sağlığı için iyidir hem düşme riskini azaltır.

Omurga Sağlığı için Doğru Çanta Kullanımı

Sırt çantası kullanımı omurga sağlığı için avantajlıdır ancak iki askılı, dengeli yük dağılımlı çantalar tercih edilmelidir. Çantanın ağırlığı, vücut ağırlığının %10-15’lik kısmını geçmemelidir. Ağır nesneler çantanın sırt kısmına yakın olmalı, altlarda ya da dış ceplerde olmamalıdır. Askılar ayarlanabilir olmalı, çanta sırtın orta hattına ve bel seviyesine yakın olmalıdır. Omurga sağlığı için çanta seçerken, özellikle ağır eşyaların taşınacağı durumlarda tekerlekli çanta modelleri değerlendirilebilir.

Omurga Sağlığı için Doktora Ne Zaman Başvurulmalı?

Omurga ağrıları çoğu zaman evde bakımla geçer. Ancak bazı durumlar alarm işaretidir. Zamanında müdahale sinir hasarını önlemek açısından kritiktir.

Uzun Süren Bel ve Sırt Ağrıları

Ağrının 1 haftadan uzun süre devam etmesi, iyileşme göstermemesi durumunda doktora başvurulmalıdır. Böyle durumlarda geceleyin veya yatarken artan ağrı veya istirahatle geçmeyen ağrılar bulunur. Ağrı bir ya da iki bacakta siyatik şeklinde yayılabilir. Ağrıya ateş, kilo kaybı, gece terlemesi gibi belirtiler eşlik ediyorsa bu bir enfeksiyon, tümör ya da iltihaplanma gibi durumlara işaret ediyor olabilir. Erken zamanda alanında uzman bir doktora başvurmak omurga sağlığı için önemlidir. Erken müdahale ağrıları azaltır.

Uyuşma, Güç Kaybı veya Hareket Kısıtlılığı Durumları

Kollarda veya bacaklarda uyuşma, karıncalanma, bir ya da iki bacakta güçsüzlük gibi durumlar durumun ciddi olduğunu gösterir. İdrar ya da dışkı kontrolünün kaybı, tuvalet alışkanlıklarında ani değişiklik gibi durumlar acil müdahale gerektirebilir. Bel ağrısına eşlik eden ateş, şişlik, cilt değişiklikleri veya kızarıklık gibi dış belirtiler de omurga sağlığı için iyi işaretler değildir.

Yüksek topuklu ayakkabı, kalem etek, sizi ince gösteren korseler, ağır cüzdan, boyna takılan ağır kolyeler… Tüm bunların omurga sağlığını etkilediğini belirten Prof. Dr. Çağatay Öztürk, hangi önlemlerin alınması gerektiğini anlattı.
Herkes yaşamında en az bir kere bel ağrısı çekmiştir. Bel ağrısının sebebi kas ve bağ dokusundaki zorlanmalara bağlı gerilmeler olabilir. Nedeni ise birden fazla. Dolayısıyla bel ağrısı ve omurga sağlığı için günlük yaşamda giyilen kıyafetlerden yatak ve yastık seçimine, seçilen egzersiz türünden topuklu ayakkabıya kadar pek çok şeye dikkat edilmesi gerekiyor.

Omurga sağlığını korumanın birinci yolunun, omurgaya aşırı yük binmesine neden olacak kıyafet ve aksesuarlardan uzak durmak gerektiğini söyleyen Liv Hospital ortopedi ve travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk günlük yaşamda dikkat edilmesi gerekenler hakkında önerilerde bulundu.

* Yüksek topuklu ayakkabılar ayak anatomisini bozarak vücutta ciddi problemlere yol açar.

* Topuklu ayakkabı giyildiği takdirde vücudun kuvvet merkezinde öne doğru kayma oluşuyor. Bu da kalça ve omurganın hizasını bozar.

* Boyundan bağlı giysiler omuz, sırt ve boyun sağlığını riske atıyor.

* Oturarak çalışıyorsanız ayaklarınızın yere sağlam basmasını sağlayacak ayakkabılar giyin.

* Cüzdanınız bile omurganıza ağırlık yapıp dengesini bozabilir. Gülle gibi ağır cüzdanlardan kaçının.

* Boyna uzun süreli ağır kolyeler takılmamalı.

* Kalem etekler dizleri birleştirdiği için dengeli yürümeyi zorlaştırır. Hareket kısıtlandığı için disklerde sorunlara yol açabilir.

* Zayıf görünmek ya da vücudu toparlamak için giyilen korseler çok sıkıysa ve esnemiyorsa omurgaya basın uygulayarak disklerinizi tehlikeye sokabilir.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga sağlığını korumak için günlük yaşamda dikkat edilmesi gerekenler hakkında önerilerde bulundu.

Herkes yaşamında en az bir kere bel ağrısı çekmiştir. Bel ağrısının sebebi kas ve bağ dokusundaki zorlanmalara bağlı gerilmeler olabileceği gibi bu yapıların oluşturduğu zincirdeki bozukluk da yaşam kalitesinde düşüşe neden olabilir. Bel ağrısı ve omurga sağlığı için günlük yaşamda giyilen kıyafetlerden yatak ve yastık seçimine, seçilen egzersiz türünden topuklu ayakkabıya kadar pek çok şeye dikkat edilmesi gerekiyor.

Omurga sağlığını korumanın birinci yolunun, omurgaya aşırı yük binmesine neden olacak kıyafet ve aksesuarlardan uzak durmak gerektiğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk günlük yaşamda dikkat edilmesi gerekenler hakkında önerilerde bulundu.

Omurga sağlığınız için günlük hayatta dikkat etmeniz gerekenler

– Yüksek topuklu ayakkabılar ayak anatomisini bozarak vücutta ciddi problemlere yol açar.

– Topuklu ayakkabı giyildiği takdirde vücudun kuvvet merkezinde öne doğru kayma oluşuyor. Bu da kalça ve omurganın hizasını bozar.

– Sıkı sütyenler ve çapraz sporcu sutyenlerine dikkat edin. Benzer şekilde boyundan bağlı giysiler de omuz, sırt ve boyun sağlığını riske atıyor.

– Oturarak çalışıyorsanız ayaklarınızın yere sağlam basmasını sağlayacak ayakkabılar giyin.

– Cüzdanınız bile omurganıza ağırlık yapıp dengesini bozabilir. Gülle gibi ağır cüzdanlardan kaçının.

– Boyna uzun süreli ağır kolyeler takılmamalıdır.

– Kalem etekler dizleri birleştirdiği için dengeli yürümeyi zorlaştırır. Hareket kısıtlandığı için disklerde sorunlara yol açabilir.

– Zayıf görünmek ya da vücudu toparlamak için giyilen korseler çok sıkıysa ve esnemiyorsa omurgaya basın uygulayarak disklerinizi tehlikeye sokabilir.

Kadınlar daha fazla risk taşıyor.

Omurga sorunları erkeklere göre kadınlarda daha sık görülüyor. Bunun nedenini ise genetik ve hormonal faktörler oluşturuyor. Osteoporoz sıklıkla kadınlara özgü bir sorun olarak görülürken, osteoporotik omur kırıklarının kadınlarda görülme sıklığının erkeklere nazaran daha fazla olduğu biliniyor. Kadınların düzenli beslenmesi ve yüzmesi bu sorunu büyük oranda azaltabiliyor.

Beliniz ağrıdığında sorunu yatağınızda, oturuş şeklinizde ya da yoğun temponuzda aramayın. Çünkü hiç aklınıza gelmese de, giyilen topuklu ayakkabılar yaşam kalitesinde düşüşe neden olabiliyor.

Herkes yaşamında en az bir kere bel ağrısı çekmiştir. Bel ağrısının sebebi kas ve bağ dokusundaki zorlanmalara bağlı gerilmeler olabileceği gibi bu yapıların oluşturduğu zincirdeki bozukluk da yaşam kalitesinde düşüşe neden olabilir. Bel ağrısı ve omurga sağlığı için günlük yaşamda giyilen kıyafetlerden yatak ve yastık seçimine, seçilen egzersiz türünden topuklu ayakkabıya kadar pek çok şeye dikkat edilmesi gerekiyor. Omurga sağlığını korumanın birinci yolunun, omurgaya aşırı yük binmesine neden olacak kıyafet ve aksesuarlardan uzak durmak gerektiğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk günlük yaşamda dikkat edilmesi gerekenler hakkında önerilerde bulundu.

YÜKSEK ÖKÇELER CİDDİ SORUN OLUŞTURUYOR
Yüksek topuklu ayakkabılar ayak anatomisini bozarak vücutta ciddi problemlere yol açar.
Topuklu ayakkabı giyildiği takdirde vücudun kuvvet merkezinde öne doğru kayma oluşuyor. Bu da kalça ve omurganın hizasını bozar.

Sıkı sutyenler ve çapraz sporcu sutyenlerine dikkat edin. Benzer şekilde boyundan bağlı giysiler de omuz, sırt ve boyun sağlığını riske atıyor.

Oturarak çalışıyorsanız ayaklarınızın yere sağlam basmasını sağlayacak ayakkabılar giyin.
Cüzdanınız bile omurganıza ağırlık yapıp dengesini bozabilir. Gülle gibi ağır cüzdanlardan kaçının.

Boyna uzun süreli ağır kolyeler takılmamalıdır.

Kalem etekler dizleri birleştirdiği için dengeli yürümeyi zorlaştırır. Hareket kısıtlandığı için disklerde sorunlara yol açabilir.

Zayıf görünmek ya da vücudu toparlamak için giyilen korseler çok sıkıysa ve esnemiyorsa omurgaya basın uygulayarak disklerinizi tehlikeye sokabilir.

Herkes yaşamında en az bir kere bel ağrısı çekmiştir. Bel ağrısının sebebi kas ve bağ dokusundaki zorlanmalara bağlı gerilmeler olabileceği gibi bu yapıların oluşturduğu zincirdeki bozukluk da yaşam kalitesinde düşüşe neden olabilir. Bel ağrısı ve omurga sağlığı için günlük yaşamda giyilen kıyafetlerden yatak ve yastık seçimine, seçilen egzersiz türünden topuklu ayakkabıya kadar pek çok şeye dikkat edilmesi gerekiyor.

Omurga sağlığını korumanın birinci yolunun, omurgaya aşırı yük binmesine neden olacak kıyafet ve aksesuarlardan uzak durmak gerektiğini söyleyen Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk günlük yaşamda dikkat edilmesi gerekenler hakkında önerilerde bulundu.

-Yüksek topuklu ayakkabılar ayak anatomisini bozarak vücutta ciddi problemlere yol açar.

-Topuklu ayakkabı giyildiği takdirde vücudun kuvvet merkezinde öne doğru kayma oluşuyor. Bu da kalça ve omurganın hizasını bozar.

-Sıkı sutyenler ve çapraz sporcu sutyenlerine dikkat edin. Benzer şekilde boyundan bağlı giysiler de omuz, sırt ve boyun sağlığını riske atıyor.

-Oturarak çalışıyorsanız ayaklarınızın yere sağlam basmasını sağlayacak ayakkabılar giyin.

-Cüzdanınız bile omurganıza ağırlık yapıp dengesini bozabilir. Gülle gibi ağır cüzdanlardan kaçının.

-Boyna uzun süreli ağır kolyeler takılmamalıdır.

-Kalem etekler dizleri birleştirdiği için dengeli yürümeyi zorlaştırır. Hareket kısıtlandığı için disklerde sorunlara yol açabilir.
Zayıf görünmek ya da vücudu toparlamak için giyilen korseler çok sıkıysa ve esnemiyorsa omurgaya basın uygulayarak disklerinizi tehlikeye sokabilir.

Süper Lig’de Atiker Konyaspor’la oynanan 25. hafta mücadelesinde sakatlanan ve sezonu kapatan Fernandao,’nun Brezilya’ya döneceği öğrenildi.
Fenerbahçe’de Süper Lig’in 25. haftasında Kadıköy’de oynanan ve Sarı lacivertliler’in 3-2 kaybettiği mücadelenin ilk yarısında Konyaspor kalecisi Serkan Kırıntı’yla çarpışan ve omzundan ciddi şekilde sakatlanan Fernandao kolundan ameliyat olmuştu. Brezilyalı futbolcunun tedavisine ülkesinde devam edeceği ve cuma günü İstanbul’dan ayrılacağı öğrenildi.

30 yaşındaki oyuncunun Türkiye’ye mayıs ayında gelmesi bekleniyor. Fernandao, bu sezon tüm turnuvalarda 25 maçta 12 gol kaydetti.

Mevsim geçişleri havadaki elektrik yükünün artmasıyla insan üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor. Boyun, bel ve küçük eklem ağırlarının mevsimsel geçişlerde sık rastlandığına dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, gereken önlemlerin alınmadığı takdirde ağrıların artarak daha büyük sorunlara neden olabileceği konusunda uyarıyor.

Toplumumuzda her 10 kişiden 8’i hayatının bir döneminde bel ağrısı çekiyor. Özellikle mevsim geçişlerinde bu ağrılar daha da artış gösteriyor. Mevsim geçişlerinde sıcaklık, nem, rüzgar, hava basıncı ve elektriksel yükler gibi faktörler ani değişikliklere yol açabiliyor. Bu değişiklikler ise insan vücudunun dengesini bozarak, metabolik ve psikolojik şikayetlere neden olabiliyor.

Bu şikayetler kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Bazı insanlar bu dönemi hafif ağrılarla geçirirken bazıları ise şiddetli ağrılardan dolayı yatak istirahati yapabiliyor. Soğukların başlamasının özellikle eklem ağrılarını artırdığını söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk bu ağrıların çok dikkate alınmadığının altını çiziyor. Bel ve boyun ağrılarının ciddi sorunlara yol açabileceğini söyleyen Öztürk bu mevsimde dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıralıyor;

  • Ağrılı bölgelere buz uygulayın.
  • Kronik ağrı hastalığınız varsa ilaçlarınızı düzenli alın.
  • Ağrıları ağrı kesiciler ile geçirmeye çalışmayın, her ağrıda ağrı kesici içmeyin.
  • Hava durumuna uygun giyinin, soğuk ve esen yerlerde durmayın.
  • Kaslarınızı çalıştırıcı ufak egzersizler yapın.

Ağrıların ilerlemesini basit tedavi yöntemleri engellenebileceğini söyleyen Öztürk; “Bu noktada önemli olan önlem almak. Yatak istirahati, ilaç kullanımı, egzersizler işe yaramadığında ise devreye cerrahi tedavi yöntemi girer. Kesin sonuç ve doğru tedaviye ulaşmak için de doğru bölüme gitmek çok önemli. Bel ve boyun ağrı şikayeti olan hastalar genelde hangi bölüme gideceklerini bilemiyor. Bunun için en doğru bölüm Ortopedi” diyor.

Konyaspor maçında kolunda 5 parçalı kırık olan Fernandao’yu ameliyat eden Prof. Dr. Çağatay Öztürk, vidaların Brezilyalı yıldızın vücudunda kalacağını açıkladı.

Fernandao’nun kritik ameliyatını Prof. Dr. Çağatay Öztürk yaptı. Öztürk, saatler süren operasyonla ilgili Akşam’a şu bilgileri verdi:
“Ameliyat için 8 saat aç olması lazım. Maça başlarken Fernandao su içmiş. Koluna blok yaptık. Gece kolunu uyuşturduk. Çok parçalı bir kırıktı.”
Sporcuların kas sisteminin normal insan gibi olmadığını da belirten Öztürk, şöyle devam etti:
“Ameliyat zor oluyor. İnşallah kaynayacak ve eski sağlığına kavuşacak. Ameliyata 3 arkadaş girdik. Bacaklar sağlam olduğu için bazı sporları yapabilir ama minimum 3 ay sürer. Vidalarla kaynaştırdık. Vidalar vücutta kalıyor. Dışarıdan rahatsızlık yaratmadığı sürece uyumlu metaller kalabilir.”
Fernandao hayatı boyunca vidalarla yaşayacak

2 BREZİLYALI HASTANEYE GECEDEN GİTTİ
Fernandao’yu hastanede takım arkadaşları yalnız bırakmadı. Olay gecesi Josef ve Fabiano ziyarete gitti. Bir gün sonra sabah da İsmail Köybaşı uğradı. Fernandao uyuduğu için takım arkadaşları aralıklarla Brezilyalı golcüye geçmiş olsun ziyaretine gitti. Ameliyat sırasında ise takım kaptanı Volkan Demirel ile İsmail Köybaşı, Fernandao’nun ailesinin yanında bulundu.
Fernandao hayatı boyunca vidalarla yaşayacak

5 KIRIKLA THE END
Konya maçında ciddi bir sakatlık geçiren Fernandao, Liv Hospital’de Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk tarafından ameliyat edildi. Kulüp doktoru Burak Kunduracıoğlu, dirsek ile omuz arasında 5 parçalı bir kırık meydana geldiğini belirterek, “Sahalara dönüş süreci tahmin ediyorum ki 2-3 ay sürecektir” dedi.

ÇARŞAMBA TABURCU EDİLECEK
Fenerbahçe’nin Spor Toto Süper Lig’de Atiker Konyaspor ile yaptığı maçta kırılan kolundan cerrahi operasyon geçiren Brezilyalı futbolcu Jose Fernandao, çarşamba günü taburcu edilecek.
Sarı-lacivertli kulüpten alınan bilgiye göre, sol kolundaki kemikte parçalı kırık olan Brezilyalı futbolcunun ameliyatı başarılı geçti. Operasyon sonrasında uzun süre uyutulan Brezilyalı oyuncu, yarından itibaren ziyaretçi kabul edebilecek.
Bu arada günü izinli geçiren sarı-lacivertliler, Kardemir Karabükspor maçının hazırlıklarına yarın başlayacak. Teknik direktör Dick Advocaat’ın milli maç arası dolayısıyla ülkesi Hollanda’ya gittiği, takımın antrenörler Cornelis Geert Aaldrik Pot ve Marinus Antonius Been yönetiminde çalışacağı aktarıldı. Advocaat’ın 26 Mart Pazar günü İstanbul’a döneceği kaydedildi.

Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte diyet ve spor mevsimi de başladı. Son dönemlerde spor salonunda yapılan antrenmanların yanı sıra evde yapılan antrenmanlar da artış göstermeye başladı.
Evde spor yaparken internetten izlenen videolar ve alınan bilgilerle yapılan sporlar, herkes için doğru seçim olmayabilir. Spor yapmanın kişinin fiziksel yapısına olduğu gibi psikolojisine de etki eden bir aktivite olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çağatay Öztürk, bilinçsiz yapılan sporun omurgalara zarar verebileceğinin altını çizdi.

YASAK HAREKETLER
Profesyonel bir sporcu olmayanların ve spora yeni başlayanların uzman yardımı olmadan yapacağı hareketlerin omurgaya ciddi zararlar verebileceğinin altını çizen Prof. Dr. Çağatay Öztürk, evde yapılan sporlar konusunda uyarılarda bulundu. Omurganın rotasyon yapmaması gereken bir organ olduğunu bu nedenle de, spor yaparken çok dikkati olunması gerektiğini belirten Öztürk, “Bilinçsizce yapacağınız bir hareket, omurganız için negatif sonuçlar doğurarak kalıcı hasarlar bırakabilir. Kronik bel ağrısı, sırt ağrısı çeken hastalarımız için ‘yasak hareketler’ olarak nitelendirdiğimiz bir takım pozisyonlar var. Özellikle karın içi basıncı artırıcı hareketler yapmak ve yerden ağır bir şey kaldırmak omurgayı ciddi şekilde etkiliyor. Bu hareketlerin yapılması için bel ve sırt kaslarının gelişmiş olması gerekiyor” dedi.

EVDE PİLATESE DİKKAT EDİN!
Özellikle kadınların tercih ettiği sporların başında pilatesin geldiğini söyleyen Öztürk, “Pilates, vücudun esnemesi ve omurga için sağlıklı bir spor. Ancak pilatesin kesinlikle uzman ile yapılmasını öneriyoruz. Çünkü hareketler sırasında omurganın nötral aksının korunması büyük önem taşıyor. Hareketlerin doğru yapılmaması belin zorlanmasına, aşırı yüklenmesine bunun sonucunda ise kalıcı rahatsızlıklara neden olabiliyor. Özellikle mat pilateste sakatlanma riski çok yüksek. Eğer vücudunuzun alt yapısı yoksa yaptığınız bazı hareketler ömür boyu sürecek sakatlanmalara neden olabiliyor” şeklinde konuştu.

KULLANILAN MALZEMELER ÖNEMLİ
Evde pilates yaparken omurga sağlığı için kullanılan malzemelere de dikkat çeken Prof. Dr. Çağatay Öztürk, ekipmanlarla ilgili olarak şunları söyledi:

“Spora yeni başlayanlar ve çok ara vermiş olanlar egzersizin şiddetini, sıklığını ve süresini ilk başlarda çok düşük tutulmalı, yavaş yavaş arttırılmalı. Farklı bir egzersize geçerken de yeni yapılacak egzersize alışıncaya kadar dikkatli olunmalı. Başlangıç seviyesinde ya da spora ara verilen durumlarda bel ve omurga güçlendirici hareketlerde belin desteklenmesi çok önemli. Bu tür egzersizlerde kullanılan malzeme seçimine özen gösterilmeli. Omurgasında lordoz ya da skolyoz rahatsızlığı olanlar egzersiz yaparken daha dikkatli olmalı. Bu tür durumlarda kullanılan mat minderin kalınlığı daha yüksek olmalı. Eğer herhangi bir rahatsız yoksa daha verimli sonuç almak için daha ince bir minder seçilebilir. Egzersiz esnasında oluşabilecek sakatlanmaların önüne geçmek için yapılan alan gürültüsüz ve sessiz olmalı.”

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, “Seyahat sırasında vücut ağırlığı her iki bacağa eşit verilerek dik pozisyonda seyahat edilmelidir. Uyumak, oturma pozisyonunda kısa süre bile olsa kas spazmlarına sebep olabilir” dedi.
Uyuduğumuzda bilinç kaybı yaşadığımız için uyuma aktivitesinin oturarak yapılacak bir şey olmadığının altını çizen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, kafanın, sırtın ve kalçaların uzun süre aynı pozisyonda kalmasının kas spazmına yol açabileceğini belirtti.

Seyahat sırasında uyumanın bel ve boyun zedelenmesinin yanı sıra bacak kasılmalarına da sebep olabileceğini söyleyen Öztürk, “Vücudumuzdaki sinirler kasların içindedir. Fakat bazı yerlerde yüzeye çıkarlar. Kontrolsüz oturma ve uyuma birlikte olursa kısmı sinir felçleri de gerçekleşebilir” dedi.

“Toplu taşıma araçlarında uyuyarak seyahat etmeyin”

Omurga sağlığı için ideal yatış pozisyonunun sırtüstü ya da cenin şeklinde olduğunu vurgulayan Öztürk, “Cumartesi gecesi hastalığı denen bir hastalık var. Hafta içi çalışıp hafta sonu eğlenen ve bunun sonucu dengesiz uyku pozisyonda yatan kişiler, sinirlerin gerilmesine bağlı olarak pazar sabahı kalktıklarında kolları kasılmış olarak uyanırlar. Bunu önüne geçmek için ortopedik bir yatakta yatmak gerekir. Bu gibi yataklar kas, sinir ve bağ gibi oluşumların zorlanmasını en aza indirir.”

Toplu taşıma araçlarında da ağırlığı her iki bacağa eşit vererek dik pozisyonda oturmak gerektiğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, “Uyumak oturma pozisyonunda kısa süre bile olsa kas spazmlarına sebep olabilir. Bu yüzden toplu taşıma araçlarında uyumak yerine sohbet etmek, müzik dinlemek, kitap okumak gibi aktivitelere yer verilerek bu şekilde seyahat edilmelidir” diye açıkladı.

Günümüz yaşam tarzı ve endüstrileşmenin getirdiği çalışma şartları insanları daha hareketsiz bir yaşama doğru yönlendiriyor.

Hareketsizliğe bağlı gerek kalp gerekse kas iskelet sistemi hastalıkları yaşam sürelerinin de artmasıyla orantılı olarak artış gösteriyor. Bu durumda gerek sağlık personelleri tarafından gerekse sağlık bilinci her gün artan toplum tarafından spor insan sağlığını iyi yönde etkileyecek bir faktör gittikçe olarak popülerleşiyor. Ancak bazı hareketlerin kimi insanlarda sakıncalı olabileceğini unutmamak lazım. Prof. Dr. Çağatay Öztürk kimlerin hangi sporu yapmaması gerektiğini anlattı.

Spordan önce muayene şart

Spor konusunda insanların artan isteği, beraberinde spora bağlı rahatsızlarda da artış yaşanmasına neden oluyor. Düzenli olarak spor yapmayı planlayan her yaştaki kişinin öncelikle kalp ve akciğer sistemlerine bir kereye mahsus bile olsa kontrol ettirmesi gerekir. Spor sırasında ortaya çıkacak aşırı efor günlük hayatta normal işleyen sistemi spor sırasında yetersiz hale getirebilir. Bu yapılan genel check up sonrası seçilecek olan spor tipi hastanın ayrıntılı kas iskelet sistemi muayenesi, sporun ne amaçla yapıldığı ve uygulanabilirlik derecesine göre şekillenir.

Bel, boyun problemi olanlar ağırlık kaldırmasın

Ciddi bel ve boyun problemi olanlar ağırlık çalışacakları sporlardan uzak durması gerekir. Omurlar arasındaki disklere normalden fazla yük etkisi sağlayan sporlar omurga sağlığı için sakıncalıdır. Bunlara en güzel örnek ağırlık çalışarak yapılan sporlardır. Günümüzde özellikle genç nüfusta bu sporlar gittikçe popülerleşiyor. Ağırlık kaldırılarak yapılan sporların bilinçsiz veya aşırı yapılması ciddi sakatlıklara yol açabilir. Bu tür sporlar sırt ve bel kaslarına aşırı yüklenme içerdikleri için sırt ve bel kaslarını koruyucu spor veya egzersizlerle kombine edilmelidir. Aksi takdirde çok erken yaşlarda kronik bel ve boyun ağrılarının ortaya çıkması muhtemeldir. Omurga sağlığı için önerilen en etkin sporlar yüzme ve pilatestir. Yer çekimi etkisini ortadan kaldırarak tüm sırt ve bel kaslarını çalıştıran, kondüsyonu artıran bu tür sporların öncelikli olarak tercih edilmesi gerekir.

Kalça, diz, ayak bileği sorunluysa futbol, voleybol, basketboldan uzak durun

Kalça, diz, ayak bileği gibi ağırlık taşıyan eklemlerde daha önceden var olan problemleri olanlar kontakt sporu dediğimiz futbol, basketbol, voleybol gibi spor yaptığında var olan sorunun daha da artmasına neden olacaktır. Ağırlık taşıyan eklemlerde mevcut problemler varsa bu eklemleri zorlayıcı sporlar problemin büyümesine neden olur.

Diz ekleminde sorun varsa koşmak ağrıyı artıracaktır

Diz ekleminde menüsküs problemi olan birinin ısrarla koşu içeren spor yapması ağrı yakınmalarını artıracaktır. Bu tür kişilerin spor programlarını yaparken diz eklemini daha az kullanacakları alanlara yönlendirilmesi gerekir. Bu yönlendirme bilinçli spor hocaları ve sporcu sağlığı alanında uzman ortopedi uzmanları tarafından yapılmalıdır. Hangi sporun hangi eklemi normalden fazla çalıştıracağı önceden değerlendirilip hastaya özel bir spor programı oluşturulmalıdır.

Belde ağrı varsa fitness yerine yüzün, pilates yapın

Bel problemi yaşayan hastanın fitness gibi sporlar yerine yüzme ve pilatese ağırlık vermesi gerekir.

Omuz problemliyse yüzme konusunda ısrarcı olmayın
Ciddi omuz problemleri olan hastaların yapacağı sporda yüzme konusunda ısrar edilmemelidir. Seçilecek sporun uygulanabilir olması ve mutlaka hastanın kas iskelet sistemi sınırlarını zorlayıcı olmaması, bir plan dahilinde olması gerekir. Düzenli yapılan spora mutlaka düzenli ve kontrollü beslenme de eklenmelidir. Yoksa daha sağlıklı olmak için yapılan spor bir şeyleri düzeltirken başka sistemleri bozabilir.

Prof. Dr. Çağatay Öztürk, kayak sporlarında sakatlanma riskini en aza indirmek için tavsiyeler verdi.

Kış aylarına renk katan kayak sporu, bazen hiç beklenmedik sonuçlara yol açabiliyor. Bu keyifli sporun sağlığımızı tehdit etmemesi için gerekli tedbirlerin alınması gerekliliğinin altını çizen uzmanlar, sezonda en çok görülen yaralanmaların başında diz yaralanmaları geldiğini belirtiyor. Bu bilinçle kayak sporunda basit bir düşmenin bile omurgaya zarar verebileceğinin altını çizen Prof. Dr. Çağatay Öztürk, kayak yaparken omurga sağlığına ekstra dikkat edilmesinin ve yaralanma durumunda ivedi bir şekilde uzman bir doktora başvurulması gerektiğini söyledi.
Kayak, karlar üzerinde, engebeli yerlerde ve belli bir hızla yapıldığı için dikkat edilmezse çeşitli kazalara ve sorunlara yol açabilecek bir spor. Bu nedenle kayak sporu esnasında en çok görülen yaralanmaların başında bağ ve diz yaralanmaları geliyor. Bunun sebebi de kayakta ayak bileğinin kayak botunun içinde sıkı ve sabit durumda kalması. Bu sakatlıkların çoğu antrenman yapılmadığı için yaşansa da sadece kayak sırasında değil, kayak öncesinde de yapılması gerekenleri de ihmal etmemek gerekiyor.
Düşme sırasında vücut yükünün dizlere binmesiyle dizin ve dizdeki bağların zedelenme riskinin yüksek olduğunu söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, kayak yaparken düşme riski arttıkça omurgayı kırma riskinin ortaya çıktığının altını çizdi. Öztürk, “Kayakta rastlanan en önemli ve riskli yaralanma tiplerinden biri de boyun ve omurga sakatlıkları. Özellikle omurgamız yaşam kalitesini doğrudan etkilediği için ekstra önem taşıyor. Bu nedenle en basit düşme bile boyun ve omurganın zedelenmesine ve hasar görmesine sebep olabilir. Ayrıca kayak sırasında kaburga kırıkları, el bileğinde kırık veya bağ yaralanmaları, pist kalabalığından kaynaklanan çarpma sonucu oluşan yaralanmalar, omurga ve omurgaya bağlı boyun ile kuyruk sokumu zedelenmeleri oluşturuyor. Bu durumlar olduğu takdirde sporcuların ya da kayak tutkunlarının hızlı bir şekilde uzman bir doktora götürülmesi gerekiyor” dedi.

İŞTE O İPUÇLARI
Prof. Dr. Çağatay Öztürk, riski en yüksek sporlardan biri olan kayak sporlarında sakatlanma riskini en aza indirmek için şu tavsiyeleri verdi:
-Kaymaya başlamadan önce vücut egzersizleri yapılmalı ve kaslar ısıtılmalı,
-Bol bol sıvı tüketmeli,
-Vücut ağırlığınıza göre kayak ekipmanları seçmeli,
-Kayak için rahat edebileceğiniz uygun kıyafetler seçilmeli,
-Özel koruyucu bileklikler kullanılmalı,
-Bütün yaralanmalar ve sakatlanmalarda kayak merkezinde bulunan sağlık görevlilerine başvurulmalı,
-Özellikle çocuklar mutlaka kask takmalı,
-Kayak takımları boya uygun olarak seçilmeli,
-Kayak botlarının doğru şekilde ve doğru sıklıkta bağlanmasından emin olunmalı,
-Kar gözlüğünü mutlaka kullanılmalıdır.

Uzun süre hareketsiz kalmak kas,sinirleri ve eklemleri olumsuz etkiliyor. Araç içerisinde egzersiz yaparak kaslarınızı eklem yerlerinizi koruyabilirsiniz…

Türkiye’de her geçen gün artan ulaşım araçları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan trafik, insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Uzun süre trafikte kalmak ise bel ve boyun ağrılarına neden oluyor. Her 100 kişiden 80’i hayatının bir döneminde bel ağrısından yakınıyor. Her türlü yolculuk, vücuttaki sistemde etkili oluyor. Çünkü kas ve eklemlerdeki hareketsizlik tüm vücudu olumsuz yönde etkiliyor. Yolculuk süresinin artması, ağrıların artacağını ve bel ile boyun sağlığımızı da olumsuz etkileyeceğini gösteriyor. Bu durumdan sakınmak için doğru duruş pozisyonunda kalmak ve kan dolaşımı için uzmanlarca belirtilen hareketleri yapmak gerekiyor. Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, trafikte omurga sağlığını korumanın yollarını anlattı…

DOĞRU DURUŞ POZİSYONUNU KORUMALI
Beyin gelişiminin ve zeki varlıklar olmamızın en önemli etkenlerinden biri de dik duruşumuzdur. Dik ve özgüven dolu durduğumuz zaman, beyin bir süre sonra ona göre vücut kimyasallarımızı değiştirir. Omuzlarımız düşük, başımız aşağıda olduğunda ise, ona göre kimyasallar salgılanır. Yani duruşumuzu değiştirdiğimiz zaman, hayatımızı da değiştiririz. Rahatsızlıklarımızın çoğu, doğrudan kötü duruş yüzünden oluşur ya da var olan rahatsızlıklarımız bu nedenle daha kötüye gider. Kambur bir duruş, bel ve boyun ağrılarının yanı sıra yorgunluğa da neden olur. Ayakta doğru duruş, omurganın tam olarak düz olması anlamına gelmez. Omurganın doğal eğrisine uygun, vücut ağırlığının eşit dağıtıldığı bir pozisyon, doğru duruştur. Ayakta uzun süre uygun olmayan şekilde durduğumuz zaman bel ağrısı meydana gelir. Otururken doğru duruşu yakalamak için ise; omuzlar geride, mide içeride olmalıdır. Uzun süre oturmak; bel ve sırt bölgesine bir süre sonra ek yük bindirir. Uzun süre koltukta oturanlarda vücudun aldığı kötü pozisyon nedeniyle omurga üzerinde stres oluşur. Yolculuğun her türlüsü vücudumuzun sistemlerinde etkili olur; kaslar ve eklemlerdeki hareketsizlik de tüm vücudumuzu olumsuz yönde etkiler. Bu durumda bel ve boyun sağlığımızı korumak için doğru duruş pozisyonunu korumanızı ve hafif egzersizler yapmanızı öneririm. Otururken baş ve omuzlarımızın belimize göre daha önde olması, bel ağrısına neden olabilir. Birçok hatalı hareket bel ve boyun disklerine zarar verebilir. Uzun seyahatlerde sabit duruş da omurga üzerinde baskı oluşturur. Saatlerce seyahat etmek, dar ya da rahatsız bir pozisyonda oturmak; omurga üzerinde baskı oluşturuyor. Bu baskılar sırt, bel ve boyun ağrılarını artırıyor.

ARAÇTA DÜZGÜN OTURUN
Günlük hayatta kişiler boyun duruşuna dikkat etmeli ve yanlış pozisyonlardan sakınmalı. Özellikle trafikte uzun süre kalanlar, otururken boyun ve bel konumuna dikkat etmeli. Her 30 dakikada bir hareket ederek, sabit pozisyonu değiştirip vücuttaki kan dolaşımını hızlandırarak, bel ve boyun ağrısı engellenebilir. Sürüş sırasında sırt ağrısını azaltmak için her saat başı bir miktar durmak ve yürümek ya da dinlenmek gerekir. Araç kullanırken, bel üzerindeki yükü hafifletmek için ise, hızı sabitlemek de rahat bir yolculuk yapmaya yardımcı olur. Arabadaki kötü koltuk desteği de bel ağrısını artırır. Bel ve boyun ağrılarına sebebiyet vermemek için bir bel yastığı destek olarak kullanılabilir.

ÇOK OTURMAK BEL FITIĞI NEDENİ
Hareket yetersizliği, eklemlerde ağrı ve tutukluk; bel ve karın kaslarında zayıflığa sebep oluyor. Sağlıklı bir yaşam için egzersizin önemini hepimiz ciddiye almalıyız. Egzersiz yapınca; kan dolaşımı hızlanır, solunum kapasitesi artar, kalp atış hacmi ve sayısı yükselir, kaslardaki damarlarda genişleme olur, sindirim ve metabolizma artıklarının atılışı hızlanır. Fiziksel olarak vücut dengeli, canlı ve simetrik olur. Eklemlerin hareket genişliği, kasın kuvveti ve direnci artar, hareketler güç ve yetenek kazanır. Şişmanlığı önler, sıkıntıyı ve gerilimleri giderir. Egzersiz programların yapılmasında yaş, cinsiyet, meslek ve kişinin sağlık durumunun önemi vardır. Trafikte sıkışıp kaldığınızda ve hatta uzun süreli kırmızı ışıkta, yapabilecek kuvvet artırıcı ve germe egzersizleri vardır. Uzun süre oturmaya bağlı olarak özellikle bel omurgaları arasındaki disk yapılara fazla yük biner. Bu nedenle uzun süreli oturma; bel sorunlarına, hatta bel fıtığına sebep oluyor.

BUNLARA DİKKAT EDİN!
Otoparkta arabanızı size yürüme şansı verecek en uzak mesafeye park edin.
Arabanızın bagajına eşya yerleştirirken belinize dikkat edin. Tek diziniz veya ayak tabanınızı tampona koyup destek alabilirsiniz.
Arabaya binerken önce, kapıdan yüzünüz dışarıya bakacak şekilde oturup belinizi zorlamadan direksiyondan destek alarak bacakları içeri alıp oturun.
Arabaya otururken vücudunuz pedala yakın, dizleriniz kalça hizasından yüksek olmalı. Ayrıca bel ve sırt; koltuğun arkalığına dayanacak şekilde koltuk arkalığı 105-120 derece arası ayarlanmalıdır. Gerekirse bel yastığından destek alarak en rahat pozisyon alınmalıdır.

GÜVENLİĞİNİZİ SAĞLAMALISINIZ
Size önereceğim egzersiz, uzun süre araba kullanan kişiler içindir. Güvenlik açısından arabanın park yerinde ve hareket etmiyor olması önemlidir. 1-Ayağınızı ayak bileğinden döndürün. Bu hareketi 15 kez saat yönünde yapın ve bunu iki kez tekrar edin. 2-Sonra aynı şekilde saatin ters yönünde yapın. 3-Her set sonunda 10-15 saniye ayağınızı dinlendirin ve giderek serileri artırın.

ERKEN TEŞHİS HAYAT KALİTESİNİ ARTIRIR
Omurga sağlığı; hayat boyunca ağrısız ve fonksiyonel kısıtlama olmaksızın aktif bir hayat yaşamamız için önemlidir. Sağlıklı bir omurganın birinci şartı iyi bir duruş pozisyonudur. İyi duruş pozisyonu omurga üzerine binen ve omurgayı yıpratacak yüklerin minimal düzeye inmesini sağlar. İyi duruş; sadece düzenli egzersiz ve spor yaparak, hareketsiz hayattan uzak durarak elde edilebilir. Bazı önlenemeyen omurga hastalıkları (skolyoz, kifoz), omurga sağlığını bozabilir. Bu hastalıkların omurga sağlığını ciddi boyutta bozmasının engellenmesi için erken teşhis önemlidir. Erken teşhis edildiklerinde bu hastalıkların insanların yaşam kalitelerini bozmadan kontrolü mümkündür.

İYİ DURUŞ NELER KAZANDIRIR?
İyi duruş; kemik ve eklemlerin zorlanmadan kasların çalışmasını sağlayan bir pozisyondur. Bu duruş; omurganın üç fizyolojik kıvrımının, normal pozisyonlarını aldığı ve koruduğu pozisyondur. Ayrıca omurgayı bir arada tutan eklemler, bağlar ve diskler üzerine en az yük binen, bu yapıları en az zorlayan pozisyondur.
İyi duruş sayesinde birçok rahatsızlıktan kurtulursunuz.
Çabuk yorulmazsınız.
Boyun, sırt ve belinizde ağrı olmaz.
Estetik bir görünüm kazınırsınız.

PROF. DR. ÇAĞATAY ÖZTÜRK

 

Omurga Sağlığı İçin Düzenli Hareket Edin…

Omurga tüm vücudun dengede kalmasını sağlayan temel yapıdır. Kaslar, tendon ve bağlar ile birbirlerine bağlanarak vücudu dengede tutar, omurlar arasındaki esnek disk yapıları vücudun harekete katılmasını mümkün kılar. 7 adet boyun omuru (servikal vertebra), 12 adet sırt omuru (torakal vertebra), 5 adet bel omuru (lomber vertebra), 5 adet sakral ve 4 adet de koksal vertebra bulunduğu omurga sağlığı için düzenli egzersiz yapmak çok önemlidir. Ancak dikkatli olmak gerekir, bilinçsiz yapılan egzersizler ciddi sakatlıklara sebep olabilir. Çünkü yapılan her yanlış hareket omurga üzerine yanlış yük bindirerek sağlıklı olmak için yapılan sporu kişiye zarar verecek bir duruma dönüştürebilir. Liv Hospital Omurga Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk düzenli yapılan sporun omurgaya faydalarını anlattı…

Bilinçsizce yapılan egzersiz sakatlığa sebep olabilir

Omurga sağlığı için düzenli hareket çok önemlidir. Fiziksel aktivite vücudun enerji tükettiği her türlü hareketi içerir. Fakat egzersiz ise planlanarak, düzenli olarak yapılan hareketleri içerir. İster profesyonel olsun ister kilo vermek için olsun yapılan egzersizlerde omurga sağlığını korumak çok önemlidir. Omurga yoğun kas gruplarının bulunduğu bir bölgedir. Bilinçsiz yapılan egzersizler ciddi sakatlıklara sebep olabilir. Çünkü yapılan her yanlış hareket omurga üzerine yanlış yük bindirerek sağlıklı olmak için yapılan sporu kişiye zarar verecek bir duruma dönüştürebilir.

 

10 – 15 dakika ısının

Spor öncesinde 10-15 dakika ısınma egzersizleri spor sakatlıklarını önlemede büyük bir öneme sahiptir. Özellikle bu kadar yoğun kas grubunun olduğu omurgada önemi daha da artar. Vücudun yaptığı her hareket omurgayı ilgilendirir. Bunun için yapılan her türlü spor öncesi omurga kaslarının ısınması için egzersiz yapmak gerekir.

 

Karın ve kaça kaslarınızı sıkın

Egzersiz esnasında karın kaslarının sıkılması omurganın vücudu dengede tutmasına yardımcı olur. Aslında merkez bölgemiz bütün hareketlerde çalışır. Karın kaslarımızı sıkmak hareketi yaparken gövdemizi dik tutmamıza ve belimizin doğal kıvrımını korumamıza yardımcı olur. Kalça kaslarımızı sıkmak, sırtımızın alt bölümünü ve belimizi tek bir parça gibi hareket ettirebilmemizi sağlar.

 

Ağırlık çalışırken dikkatli olun

Ağırlık çalışması esnasında bel çok sık zedelenen bir bölgedir. Latince lomber (bel) ismini verdiğimiz bu bölge omurganın en hareketli yeridir. Spor esnasında sakatlanma oranı çok yüksektir. Özellikle ağırlık çalışmaları esnasında lomber bel bölgesine yük binmemesi için çok dikkatli olunmalıdır. Hiçbir zaman ağırlık bel hizanızdan daha üste kaldırılmamalı, yerden kaldırma esnasında ise bel kasları değil bacak ve kalça kasları kullanılmalıdır.

 

Ayaktayken karın ve kalçaya binen yük azaltılmalıdır

Ayakta yapılan ağrılık çalışması esnasında ise karın kasları ve kalça kasları kasılarak bele binen yük azaltılmadır. Boyun bölgesi de bel bölgesi gibi omurganın hareketli bölgesidir. Spor esnasında sakatlanma riski bel bölgesi gibi yüksektir. Özellikle omuz hizası üzerinde yapılan sporlarda ve ağırlık çalışmalarında çok dikkatli olunmalıdır. Boyun kaslarına yük bindiren hareketlerden uzak durulmalıdır.

 

Bilinçsizce yapılan hareket zarar verir

Sırt bölgesi göğüs kafesi ile eklem yaptığından hareket kabiliyeti yoktur. Sırt bölgesindeki spor sakatlıkları sıklıkla etrafındaki yoğun kas grubu kaynaklıdır. Bunları önlemek için spor öncesi omuz ve sırt kavşağındaki kas gruplarının ısınma egzersizlerine zaman ayırmak önemlidir. Spor esnasında omurga sağlığını korumak bilinçli bir şekilde spor yapmaktan geçer. Bilinçsizce yapılan her hareket sporun vereceği faydadan çok zarara sebep olur. Özellikle profesyonel sporcularda omurga sağlığına daha fazla önem verilmeli ve unutulmamalıdır ki sağlıklı bir vücut sağlıklı bir omurga ile mümkündür.

Çocuğunuzun skolyoz olup olmadığını nasıl anlarsınız?
Çocuklarda 10 yaşından önce görülen skolyoz (omurga eğriliği), solunum problemi gibi birçok sorunu beraberinde getiriyor. Çocuk yaşta görülen skolyozun belirtilerinin çok kolay anlaşılabileceğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, ebeveynlere,  çocuklarının anatomik yapısını sık sık incelemelerini öneriyor. Öztürk, sırttaki bir gamzenin bile skolyoz belirtisi olabileceği uyarısında bulunuyor. 
Küçük yaşta başlayan skolyoz, fiziksel gelişime bağlı olarak hızla ilerliyor. Dikkatli ebeveynler, çocuklarının skolyoz olup olmadığını kolayca anlayarak erken yaşta sorunun çözülmesini sağlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, erken teşhiste ebeveynlere büyük görev düştüğünü belirterek çocuklarının skolyoz olup olmadığını anlamalarını sağlayacak ipuçlarını sıralıyor.
Sırttaki gamzeler skolyoz belirtisi olabilir
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürkannelere çocuklarının sırtlarını incelemelerini önerirken, cilt anormalliklerinin skolyoz belirtisi olabileceğini söylüyor. Prof. Dr. Çağatay Öztürk; “Çocuğunuzun sırtında tüylenme artışı, renk değişimleri ve gamzeler skolyoz belirtisi olabilir. Bu belirtilerle birlikte denge problemleri yaşanıyor ya da çocuğunuz öne eğildiğinde sırt çıkıntıları oluşuyorsa skolyoz olabilir” diyor.

Birbirine eşit olmayan omuzlara dikkat 
Skolyozun çocuklardaki belirtilerini anlatan Prof. Dr. Çağatay Öztürk; “Çocuğunuzun omuz hizası birbirine eşit değilse, bel ya da kalçalarda yan bir duruş varsa ve bacaklarda gövdeye göre orantısız bir kısalık bulunuyorsa, en kısa zamanda bir uzmana başvurulması gerekiyor” diyor.

Korse tedavisine başlanabilir

Skolyoz 25 derecenin üzerinde ise çocuklarda korse tedavisine başvurulabilir. Prof. Dr. Çağatay Öztürk; 50 derece üzerindeki eğriliklerde ameliyatı tercih ettiklerini ifade ederek “Çocuğun büyüme ve gelişme dönemlerini dikkate alarak ameliyat sürecini uzatıyor ya da başka tedavilere başvuruyoruz. Çocukluk döneminde ortaya çıkan skolyozda erken teşhis önemlidir ve çoğu zaman erken cerrahi müdahale gerekebilir. Büyüyen çocuklarda tedavi zorlaşsa da erken teşhis edilen vakalarda başarı yükselmektedir” diyor.

Kadınlarda eklem ağrıları; eklem dokusunun çeşitli nedenlere bağlı olarak zarar görmesi, iltihaplanması veya zamanla yıpranması sonucu ortaya çıkar. Kemikleri birbirine bağlayan ve harekete imkan tanıyan bu kritik yapılarda meydana gelen bu sorunlar, ağrı veya hareket kısıtlanması gibi şikayetlere neden olabilir. Özellikle kadınlarda hormonal değişimler, kemik-yapı farklılıkları, eklemdeki yükün artması gibi faktörler kadınlarda eklem ağrıları riskini yükseltir.

Kadınlarda eklem ağrıları, yaşam kalitesi üzerinde de olumsuz etkilere sebep olur. Örneğin ağrının şiddeti veya sürekliliği arttıkça gündelik aktiviteleri yapmak, sağlıklı şekilde hareket etmek mümkün olmaz. Bu durum psikolojik bir çözülmeye de neden olabilir. Bu nedenle eklem ağrısı şikayeti bulunan kadınların bir doktor kontrolünden geçmeleri, tedavi sürecine çok geçmeden başlamaları gerekir.

Kadınlarda Eklem Ağrılarının Nedenleri

Eklem ağrısı; eklem bölgesinde hissedilen rahatsızlık, ağrı, hareket kısıtlılığı ya da sertlik hali olarak tanımlanır. Yani eklem bölgesinde meydana gelen ağrıdır. Hormonal değişimler, kemik-yapı farklılıkları ve bazı romatizmal hastalıkların daha sık görülmesi nedeniyle kadınlarda eklem ağrıları şikayetiyle karşılaşma oranı erkeklere kıyasla biraz daha yüksek olabilir. Örneğin orta yaş ve üzerindeki kadınlarda romatizma gibi sorunlar erkeklerden çok daha fazla görülür.

Peki, eklem ağrıları neden olur? Eklem ağrılarının yaygın nedenleri aşağıdaki gibi listelenebilir:

  • Düşme veya çarpma gibi travma ya da durumlarına bağlı olarak ortaya çıkan eklem hasarı.
  • Kireçlenme, yani eklemlerde kıkırdak dokunun zamanla aşınmasına bağlı olarak eklem yüzeylerinde değişim.
  • Romatoid artrit veya bağ dokusu hastalıkları gibi eklem iltihapları. Böyle durumlarda eklem ağrısına ek olarak şişlik, sabah tutukluğu veya hareket kısıtlılığı görülebilir.
  • Kadınlarda menopoz döneminde ortaya çıkan kemik-yapı değişimleri ya da hormon düşüşleri gibi hormonal ve metabolik etkenler.
  • Hareketsizlik veya kilo artışı nedeniyle eklem üzerine binen yükün artması eklem ağrılarına sebep olabilir.

Tüm bu nedenle kadınlarda eklem ağrıları yaratarak yaşam kalitesini ciddi oranda düşürebilir. Ayrıca “eklem ağrısı neden olur?” sorusuna cevap olarak sistemik hastalıklardan da bahsetmek gerekir.

Kadınlarda Eklem Ağrıları ve Sistemik Hastalıklar

Kadınlarda eklem ağrıları bazen sistemik hastalıklar nedeniyle ortaya çıkabilir. Bu hastalıklar sistemik lupus, romatoid artrit ve fibromiyaljidir.

Sistemik Lupus

Sistemik lupus gibi bağ dokusu hastalıklarında eklem ağrısı sık rastlanan belirtilerden biridir. Sistemik lupus durumunda yalnızca eklem ağrıları oluşmaz; aynı zamanda deri, böbrek, kalp-damar gibi farklı sistemler de olumsuz etkilenebilir.

Romatoid Artrit

Romatoid artrit, bağışıklık sisteminin eklem dokularına saldırmasıyla ortaya çıkan kronik bir iltihaplı eklem hastalığıdır. Şiddetli ağrı, eklem şişliği, sabah sertliği ve bazen de sistemik yakınmalar romatoid artrit belirtileri arasındadır.

Fibromiyalji

Kadınlarda daha yaygın görülen bir hastalık olan fibromiyalji; kas-eklem ağrıları, yorgunluk, uyku problemleri gibi belirtiler gösterebilir. Herhangi bir tedavi yöntemine başvurmadan önce eklem ağrısının nedenleri araştırılmalıdır.

Kadınlarda Eklem Ağrılarının Belirtileri

Kadınlarda eklem ağrıları farklı belirtilerle ortaya çıkar ve hastalığın hangi belirtilerle ortaya çıktığını bilmek erken müdahale açısından önemlidir. Eklem ağrısı belirtisi olarak ortaya çıkan başlıca durumlar şunlardır:

  • Özellikle diz, kalça, el bileği gibi bölgelerdeki eklemlerde ağrı hissi.
  • Sabahları ya da uzun süre oturduktan sonra hareket etme anında artan sertlik ya da tutukluk hissi.
  • Eklemin hareketinde kısıtlanma, şişlik ya da aşırı hassasiyet.
  • Hormonal değişimler, kilo artışı veya eklem üzerine yük binmesi gibi durumlarda eklem ağrısının şiddetinin artması.
  • Hava koşullarındaki değişim, soğuk ya da nem gibi etkenler.

Eklem ağrılarına yol açan nedenler, bu gibi belirtiler ortaya çıkarabilir. Kadınlarda eklem ağrıları en ufak bir belirtiyle bile kendisini gösterse erken müdahale için doktor kontrolü önerilir.

Kadınlarda Eklem Ağrıları Nasıl Önlenir?

Kadınlarda eklem ağrıları ortaya çıktıktan sonra bazı tedavi yöntemleri uygulanabilir ancak bazı önleyici yaklaşımlar eklem ağrılarının ortaya çıkmasına engel olabilir. Söz konusu önleyici yaklaşımlar şunlardır:

  • Egzersiz ve Fiziksel Aktivite: Hafif tempolu yürüyüş, yüzme, pilates gibi aktiviteler eklem üzerindeki yükü azaltırken kasları güçlendirir. Bu da kadınlarda eklem ağrıları ortaya çıkma riskini azaltır.
  • Kilo Kontrolü: Eklem üzerine binen yükü azaltmak için kilo kontrolü kritiktir.
  • Beslenme ve Yaşam Tarzı: Anti-inflamatuar özellikteki besinleri beslenme planına dahil etmek, su tüketimini artırmak, yetersiz veya düzensiz uykudan kaçınmak eklem ağrılarını önlemek için destekleyici olabilir.
  • Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon: İltihaplı eklem hastalıkları ya da romatizmal hastalıklarda fizik tedavi ve rehabilitasyonun rolü önemlidir. Kadınlarda eklem ağrıları ortaya çıktığında romatoloji ve fizik tedavi yaklaşımları birlikte ele alınabilir.

Kadınlarda eklem ağrıları bu gibi önleyici yaklaşımlara rağmen ortaya çıkıyorsa artık klinik tedavi yöntemlerine başvurmak gerekir. Ayrıca eklem ağrısına iyi gelebileceği düşünülen doğal yöntemler bir doktor önerisi olmadan kullanılmamalıdır.

Kadınlarda Eklem Ağrıları Nasıl Tedavi Edilir?

Kadınlarda eklem ağrıları yaşandığı durumlarda bir tedavi yaklaşımı geliştirmek için öncelikle altta yatan nedenlerin belirlenmesi gerekir. Farklı nedenlere bağlı olarak uygulanabilecek tedavi yöntemlerinden bazıları şunlardır:

İlaç Tedavisi ve Uzman Yaklaşımı

Özellikle iltihaplı eklem hastalıklarında anti-inflamatuar veya antiromatizmal ilaçlar kullanılabilir. Ancak hangi ilacın ne zaman kullanılacağına hastalığını tipi ve şiddeti göz önünde bulundurularak uzman tarafından karar verilmelidir.

Fizik Tedavi ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Bazı hastalarda hekim önerisiyle fizik tedavi programları uygulanabilir. Bu programlar eklem hareketliliğini korumaya ve ağrıları azaltmaya yöneliktir. Kadınlarda bu dönemde özellikle düzenli fiziksel aktivite önemlidir.

Beslenme ve Kilo Kontrolü

Kadınlarda eklem ağrılarının şiddetini hafifletmek için beslenme planı değişiklikleri ve kilo kontrolü en önemli tedavi yöntemleri arasındadır. Çünkü kilo artışı nedeniyle eklem üzerine fazla yük binmesi kadınlarda eklem ağrıları şiddetini artırabilir.

Kadınlarda Eklem Ağrılarına Hangi Bölüm Bakar?

Kadınlarda eklem ağrıları meydana geldiğinde ilk sorulan sorulardan biri de şudur: Eklem ağrıları için hangi doktora gidilir? Böyle durumlarda gidilebilecek üç branş şunlardır:

  • Romatoloji: Özellikle iltihaplı veya sistemik eklem hastalıkları ihtimalinin bulunduğu durumlarda.
  • Ortopedi ve Travmatoloji: Yapısal eklem sorunları, kıkırdak aşınması veya travma sonrası durumlar.
  • Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon: Hareket kabiliyetinin azaldığı ve egzersizin gerekli olduğu durumlar.

Kadınlarda eklem ağrıları meydana geldiğinde tüm bu branşlardan destek alınabilir. Gerekli durumlarda branşlar hastaları ilgili bölüme yönlendirebilir.

Kadınlarda Eklem Ağrıları için Doktor Kontrolü Ne Zaman Gereklidir?

Kadınlarda eklem ağrıları pek çok farklı nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ağrının şiddeti, süresi, eşlik eden belirtiler hem tedaviyi hem hastalığın ilerleyişini etkiler. Bu nedenle şikayet başladığında zamanında uzman yardımı almak, doğru tanı koymak ve uygun tedaviye yönelmek büyük önem taşır. Özellikle eklemde şişlik, kızarıklık, ısı artışı, ani başlayan şiddetli ağrı, harekette ciddi kısıtlılık, sabahları uzunca süren hareket zorluğu, sabah tutukluğu, ateş, döküntü, yorgunluk veya diğer sistemik belirtiler ortaya çıktıysa acil olarak bir doktora başvurmak gerekir.

Omurga hastalıklarında ameliyat öncesi fiziksel görünümden şikayet eden hastaların ruh sağlığı da olumsuz etkilenebiliyor. Duygusal travmalar yaşanan bu süreci doğru yönetmek gerekiyor. Ameliyat sonrası fiziksel görünümü de düzelen hastalar, bir süre sonra ruh sağlığına da kavuşuyor. Ortapedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga hastalıklarının erken teşhisinde hastalığın olumsuz tüm etkilerinin ameliyatla düzeltilebileceğini dolayısıyla da ruh sağlığına olumlu etki edeceğini belirtiyor.

Doktor faktörü önem arz ediyor
Her ciddi hastalıkta olduğu gibi hasta psikolojisinde “inkar” evresi, hastanın teşhis koyulduğu anda yaşadığı ve travmatik durumlara yol açan bir evre. Hasta hastalığını ve sürecini ne kadar çabuk kabullenir ve tedavisine başlarsa, iyileşme süreci de o kadar çabuk oluyor. Hastalığın ilk teşhisinden itibaren doktora büyük bir sorumluluk düşüyor. Ortapedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, konuyla ilgili olarak şu açıklamalarda bulundu; “Ameliyatlarda bire bir bulunan doktor, hastanın aynı zamanda hastalık sürecindeki yol göstericisi olmalı. Doktorun hastasını dinlemeye vakit ayırması, sorularını özenle yanıtlaması ve hasta ile yapılan görüşmede hastanın ifade ettiği duygularına saygı göstermesi gerekiyor. Doktorun duruşu, tutumu, beden dili ve dinlerken jest ve mimikleri bile hasta için çeşitli olumlu ya da olumsuz anlamlar ifade edebilir.”

Okulların kapanmasıyla birlikte skolyoz (omurga eğriliği) ameliyatları da arttı.  Çünkü çocukları skolyoz olan ya da omurga rahatsızlıkları yaşayan aileler uzmanların yönlendirmesiyle ameliyat için genellikle yaz dönemini bekliyorlar.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, yaz döneminde çocuk skolyoz ameliyatının arttığına dikkat çekiyor.

Çocuk yaşta oluşabilen skolyoz ve benzeri omurga bozuklukları erken yaşta tedaviyle düzeltilebiliyor. Hastalık belirtilerini takip eden ailelerin, gecikmeden uzman görüşüne başvurması gerekiyor. Çocuklarına skolyoz teşhisi koyulan aileler ise ameliyat için okulların kapanmasını bekliyor. Bu nedenle çocuk omurga ameliyatları yaz döneminde artıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, “Ayda ortalama 40 skolyoz ameliyatına giriyorum. Bunların birçoğu skolyoz ameliyatı. Yaz dönemi hastalarımın yaklaşık yüzde 40’ını çocuklar oluşturuyor” diyor.

Belirtilere dikkat
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürkannelere çocuklarının sırtlarını incelemelerini önerirken, cilt anormalliklerinin skolyoz belirtisi olabileceğini söylüyor. Prof. Dr. Çağatay Öztürk, ailelere şu önerilerde bulunuyor:
“Çocuğunuzun sırtında tüylenme artışı, renk değişimleri ve gamzeler skolyoz belirtisi olabilir. Bu belirtilerle birlikte denge problemleri yaşanıyor ya da çocuğunuz öne eğildiğinde sırt çıkıntıları oluşuyorsa skolyoz olabilir. Çocuğunuzun omuz hizası birbirine eşit değilse, bel ya da kalçalarda yan bir duruş varsa ve bacaklarda gövdeye göre orantısız bir kısalık bulunuyorsa, en kısa zamanda bir uzmana başvurulması gerekiyor.”

Korse tedavisine başlanabilir
Skolyoz 25 derecenin üzerinde ise çocuklarda korse tedavisine başvurulabilir. Prof. Dr. Çağatay Öztürk; 50 derece üzerindeki eğriliklerde ameliyatı tercih ettiklerini ifade ederek “Çocuğun büyüme ve gelişme dönemlerini dikkate alarak ameliyat sürecini uzatıyor ya da başka tedavilere başvuruyoruz. Çocukluk döneminde ortaya çıkan skolyozda erken teşhis önemlidir ve çoğu zaman erken cerrahi müdahale gerekebilir. Büyüyen çocuklarda tedavi zorlaşsa da erken teşhis edilen vakalarda başarı yükselmektedir” diyor.

Eşit olmayan omuz hizası, kambur bir görünümle ilk fiziksel belirtilerini gösteren skolyoz ve kifoz hastalıkları, yaz aylarında kadınların kabusu haline geliyor. Fiziksel görünümünden şikayetçi olan kadınlar ve genç kızlar, sağlıklı bir bedene kavuşmanın yanı sıra düzgün bir fiziksel görünüme de sahip olmak istiyor. Özellikle yaz ayları geldiğinde şikayetler daha da artıyor. Denizde, plajda bikini ve mayo giymek isteyen omurga bozukluğu olan kadınların psikolojisi tatil döneminde daha da bozuluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga ameliyatlarının eskisi gibi riskler taşımadığını belirterek, hastaların çok beklemeden tedavi olmaları gerektiğini vurguluyor.

Yaz aylarında şikayetler artıyor
Prof. Dr. Çağatay Öztürk, “Hastalarımın birçoğu kadın ve ilk şikayetleri fiziksel görünüm ve şiddetli bel ve sırt ağrıları oluyor. Kadınlar ve genç kızların birçoğu sağlıklarına kavuşmak isterken bir yandan da fiziksel görünümünün düzelmesini istiyor. Özellikle yaz aylarında artan hasta şikayetlerinden birçoğunu fiziksel görünümünden duyulan rahatsızlıklar oluşturuyor” diyor.

Ameliyattan korkmayın
Felç gibi riskleri olduğu düşünülen omurga ameliyatlarından kaçınan hastalar, hastalıkları ilerledikçe daha büyük risklerle karşılaşıyor. Felç riskinin neredeyse ortadan kalktığı skolyoz ameliyatları hastayı hem sağlığına kavuştururken hem de fiziksel görünümü büyük oranda düzeltiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, “Hastaların birçoğu ameliyattan çekiniyor. Felç riski, ameliyat korkusu, ameliyat sonrası iyileşme sürecinin uzunluğu gibi birçok faktörü gözlerinde büyüterek, zamanında yapılması gereken kontrollerini aksatıyor ve ameliyatı erteliyor. Halbuki ertelenen ameliyatlar daha büyük sorunlara yol açıyor ve yaşam kalitesini düşürüyor. Hastalara önerim bedenlerini iyi tanımaları ve süreklilik arz eden şikayetlerinde hemen uzmana başvurmaları, gerekli görülüyorsa da ameliyattan kaçmamaları” diyor.

Otuz üç adet omur kemiğinin birleşmesiyle oluşan ve içinde omuriliği barındıran kemik yapı ‘omurga’, bedeni ayakta tutan, organların, iskelet ve kas sistemlerinin dengede durmasını sağlayan bir yapı. Bu yapının bozulması durumunda birçok hastalık, sakatlık ve hatta ölümcül risklerle karşı karşıya kalınabiliyor. Bu nedenle omurga deyip geçmemek, sağlığını korumak ve bu yapıyı güçlendirmek gerekiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga sağlığını korumak ve güçlendirmek için özellikle yaz aylarında yapılacak “en doğal” sporun yüzmek olduğunu söylüyor.

Omurga Eğriliği Yüzmeyle Düzeltilebiliyor
Omurga eğiklikleri akut dönemlerinde yüzme ile düzeltilebiliyor. Yüzme iskelet ve kas sistemini güçlendirdiği için omurga aralıklarını da çalıştırıyor ve daha dik bir omurgaya kavuşmaya yardımcı oluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, ağırlık kaldırılarak yapılan sporların omurgayı zorlayabileceğini, bunun yerine suyun kaldırma kuvvetinden faydalanılarak doğru hareketlerle yapılan yüzme sayesinde hem eklem ağrılarının azalacağını hem de güçlü bir omurgaya kavuşulacağını belirtiyor.

Kadınlar Daha Fazla Risk Altında
Omurga sorunlarının kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre daha fazla. Prof. Dr. Çağatay Öztürk, bunun nedeninin genetik ve hormonal faktörler olduğuna dikkat çekiyor. Osteoporoz sıklıkla kadınlara özgü bir sorun olarak görülürken, osteoporotik omur kırıklarının kadınlarda görülme sıklığının erkeklere nazaran daha fazla olduğu biliniyor. Kadınların düzenli beslenmesi ve yüzmesi bu sorunu büyük oranda azaltabiliyor.

Tedavi olmak için Türkiye’deki hastaneleri tercih eden yabancı hasta sayısı son 5 yılda 5 kat artarak 583 bine ulaştı. Bu rakamlarla dünya sıralamasında ilk 10’a giren Türkiye’ye 2014 yılında yurt dışından tedavi olmak için 400 bin civarında hasta geldi. Omurga ameliyatları için de ülkemizi tercih etmeye başlayan yabancı hastalar, yerli hasta sayısını geçiyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, bir ayda gerçekleştirdiği yaklaşık 40 ameliyatın 15-20’sinin yabancı olduğunu belirtiyor.

Türkiye, sağlık turizmi için en çok tercih edilen dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer alıyor. Sadece 2014 yılında Türkiye’ye tedavi için yurt dışından yaklaşık 400 bin hasta geldi. Artan yabancı hasta sayısı ile birlikte 2.5 milyar dolar civarında olan sağlık turizmi gelirlerinin önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi bekleniyor.  Daha çok estetik ve kalp ameliyatları için Türkiye’ye gelen hastalara son dönemde omurga rahatsızlıkları yaşayanlar da eklendi. Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga ameliyatları için Türkiye’ye gelen turist sayısında adeta patlama yaşandığına dikkat çekti.
“Ayda 15-20 arası turisti ameliyat ediyorum”
Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga ameliyatı için gelen turist sayısının yerli hastalardan daha fazla olduğunu belirterek “Ayda yaklaşık 40 omurga ameliyatına giriyorum bu ameliyatlardan yaklaşık 15- 20 kadarını yurt dışından gelen hastalar oluşturuyor” dedi.

Arap turistler yoğunlukta
Türkiye’ye omurga ameliyatı için en çok Arap ülkelerinden turistler geliyor. İkinci sırayı Balkan ülkeleri ve Kafkasya ülkelerinden gelen hastalar oluşturuyor. Skolyoz (omurganın yana doğru eğriliği) ve omurga tümörleri başta olmak üzere her türlü omurga ameliyatı için gelen turistler, geçirdikleri operasyon nedeniyle uzun süre Türkiye’de kalıyorlar. Prof. Dr. Çağatay Öztürk, “Dünyanın birçok yerinden tedavi için gelen turistler, Türkiye’de hem tedavi olanaklarının ne kadar geliştiğini gösterirken, hem de birçok ülkeye göre tedavi masraflarının daha uygun olduğunun en önemli kanıtını oluşturuyor” dedi.

Tedavi olmak için Türkiye’deki hastaneleri tercih eden hasta sayısı son 5 yılda 5 kat artarak 583 bine ulaştı. Bu rakamlarla dünya sıralamasında ilk 10’a giren Türkiye’ye 2014 yılında yurt dışından tedavi olmak için 400 bin civarında hasta geldi. Omurga ameliyatları için de ülkemizi tercih etmeye başlayan yabancı hastalar, yerli hasta sayısını geçiyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, bir ayda gerçekleştirdiği yaklaşık 40 ameliyatın 15-20’sinin turist olduğunu belirtiyor.
Türkiye’ye sağlık turizmi için gelen turist sayısı her geçen gün artıyor. 2.5 milyar dolar civarında olan sağlık turizmi gelirlerinin önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.  Daha çok estetik ve kalp ameliyatları için gelen hastalara son dönemde omurga rahatsızlıkları yaşayanlar da eklendi. Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga ameliyatları için Türkiye’ye gelen turist sayısında adeta patlama yaşandığına dikkat çekti.

“Ayda 15-20 arası turisti ameliyat ediyorum”
Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga ameliyatı için gelen turist sayısının yerli hastalardan daha fazla olduğunu belirterek “Ayda yaklaşık 40 omurga ameliyatına giriyorum bu ameliyatlardan yaklaşık 15 ile 20 arası bir bölümünü yurt dışından gelen hastalar oluşturuyor” dedi.

Arap turistler yoğunlukta
Türkiye’ye omurga ameliyatı için en çok Arap ülkelerinden turistler geliyor. İkinci sırayı Balkan ülkeleri ve Kafkasya ülkelerinden gelen hastalar oluşturuyor. Skolyoz (omurganın yana doğru eğriliği) ve omurga tümörleri başta olmak üzere her türlü omurga ameliyatı için gelen turistler, geçirdikleri operasyon nedeniyle uzun süre Türkiye’de kalıyorlar. Prof. Dr. Çağatay Öztürk, “Dünyanın birçok yerinden tedavi için gelen turistler, Türkiye’de hem tedavi olanaklarının ne kadar geliştiğini gösterirken, hem de birçok ülkeye göre tedavi masraflarının daha uygun olduğunun en önemli kanıtını oluşturuyor” dedi.

Omurga tümörleri, vücut taramaları sırasında tesadüfen ya da yürüme güçlüğü ile kendisini gösteriyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurgadaki lokal ağrıların dikkate alınması uyarısında bulunarak risk altındaki hastaların vücut taraması yaptırması gerektiğini vurguluyor.

Memeakciğer ve vücudun çeşitli bölgelerinde ortaya çıkabilen tümörlerin omurgaya sıçramasıyla oluşan “metastatik omurga tümörleri” hastanın tedavisi sırasında  her zaman anlaşılamıyor ve hastanın felç riskiyle karşı karşıya kalmasına neden olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, vücudunda tümör bulunan hastaları metastatik omurga tümörlerine karşı uyararak vücut taramalarını ihmal etmemeleri gerektiğini belirtiyor.

Geçmeyen sırt ağrılarına dikkat
Omurga ve omurilik tümörleri yerleşim yerine göre farklı sinyaller verebiliyor.  Sırtta olan ve istirahatle geçmeyen ağrı en sık rastlanan şikayetler arasında bulunuyor. Ateş, kilo kaybı, halsizlik gibi kronik hastalık bulguları da görülebiliyor. Sırt ve bel bölgesinde buluna tümörler kollar ve bacaklarda uyuşma hissiyle birlikte yürüme güçlüğü yaratabiliyor. Prof. Dr. Çağatay Öztürk metastatik omurga tümörleri tedavisinde radyoloji ve onkoloji uzmanlarıyla birlikte çalışıldığını anlatarak, “Vücudunun başka bir bölgesinde tümör bulunan hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak metastatik omurga tümörü tedavisi için hazırlamak gerekiyor. Tedavi; tümörün yer aldığı bölge, tümörün büyüklüğü, hastanın yaşı gibi faktörlere göre değişiklik gösteriyor.  Cerrahi girişim, radyoterapi, kemoterapi, immunoterapi gibi yöntemler tek başlarına veya bir arada kullanılarak hastanın tedavi süreci başlatılıyor” diyor. Prof. Dr. Çağatay Öztürk, metastatik omurga tümörlerinde risk grubunu, 45 -65 yaşları arasındaki kanser geçmişi olan erkeklerin oluşturduğunu belirtiyor.

Modern insanın en büyük problemlerinden olan hareketsizlik ve buna bağlı gelişen obezite, yaşam kalitesini düşürdüğü gibi omurilik sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yaptığı açıklamaya göre Avrupa’da 2030’da ciddi bir obezite krizi yaşanacak. Türkiye’de de kadınların yüzde 73’ü, erkeklerin yüzde 68’i fazla kilolu olacak. Obeziteye karşı önlem alınmazsa bozulan omurilik sağlığı da başka bir krize yol açacak.

Hareketsizlik ve yanlış beslenme sonucu oluşan obezite,  vücutta birçok deformasyona yol açıyor. Obezite yaşam kalitesini düşürürken, başka hastalıklara da davetiye çıkarıyor.  Obeziteye bağlı olarak vücut ağırlığının artmasıyla birlikte omurilik sağlığının bozulması, karşılaşılan ciddi sağlık sorunlarının başında geliyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, beklenen obezite kriziyle birlikte birçok kişinin omurga sağlığını kaybedeceğini vurguluyor.
Yatağa mahkum edebilir
Obezitenin yol açtığı omurilik rahatsızlıklarının yatağa mahkum edebileceğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk “Omurilik vücudun dengesini sağlayan ve vücudu ayakta tutan bir sistemdir. Bu sistem aşırı yükten zarar görebilir ve gün geçtikçe deformasyona uğrayabilir. Obezitenin yol açabileceği omurilik kanal daralması, bel bölgesinde bulunan dokuların kireçlenmesi ve buna bağlı ortaya çıkan zedelenmeler aşırı kilolu ve obezite teşhisi koyulan hastaları yatağa mahkum edebilir” uyarısında bulunuyor.

Sağlıklı beslenme ve sporla ayakta kalın
Obezitenin düşmanı olan sağlıklı beslenme alışkanlığı ve spor, omurga sağlığının da en yakın dostu. Prof. Dr. Çağatay Öztürk,“Vücut ağırlığını ortalama seviyelerde tutmak için alışkanlık haline getirilecek dengeli beslenme ve spor programları aynı zamanda omurilik sağlığını da koruyor. Bu noktada önemli olan hem beslenme hem de spor için uzman görüşünden faydalanmak. Obeziteyle mücadele ve omurilik sağlığını korumak için yaşam standartlarını düzeltmek gerekiyor” diyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, hamilelik döneminde vücuttaki iskelet sisteminin değişmesine bağlı olarak lohusalıkta görülebilecek bel-kas-eklem ağrılarını hafifletmenin yolunun doğru beslenme ve egzersizden geçtiğini söylüyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, hamilelikten sonraki lohusalık döneminde omurgadaki ve vücuttaki değişimlere bağlı rahatsızlıkların önüne geçmenin yollarını açıklıyor. Çağatay Öztürk’e göre özellikle hamilelik döneminde vücuttaki iskeletin uyumu aylar içinde gelişiyor. Eş zamanlı olarak kemik çatı güç kaybedeceği için yıkılıma uğraması, yaygın kemik ağrılarına sebep olabiliyor. Gevşemeye başlayan bağ yapıları, eklemlerin hareket sırasında limitlerini zorlamasına ve yaralanmalara neden gösteriliyor. Omurga eklemlerinin gevşeyen bağlar ve disk üzerine yaptığı aşırı yüklenme ise çeperde yırtıklara ve bel-boyun fıtıklarına yol açabiliyor.

Hamilelik döneminde vücudun ağırlık merkezi yer değiştirdiği için omurgada postür bozuklukları görülüyor. Bazı lohusalar bebeklerine daha fazla süt vermek için hamilelik döneminden daha fazla kilo alabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk’e göre lohusalıkta, hamilelikte alınan kiloların verilmeye başlanması gerekiyor ki omurgaya binen yük azalsın.

Lohusalıkta hamileyken alınmış kiloların hala kadınların üzerinde olması ve vücudun bu kiloya alışkın olmaması sebebiyle bel ve sırt ağrıları görülebiliyor. Bebekleri kaldırmak, taşımak ve emzirmek zorunda olan anneler için bu ağrılar daha da kaçınılmaz oluyor. Lohusaların bu tarz ağrılarını bir nebze de olsa hafifletebilmesi için kalsiyum ve protein ağırlıklı beslenmesi gerekiyor. Hamilelik sonrasındaki 3-6 haftalık dönemin iskeletin hızlı iyileşme ve yenilenme süreci olması sebebiyle iskeletin ihtiyaçlarını az kalorili, zengin içeriklerle karşılamak gerekiyor.

Emziren Annelerde Omurga Ağrıları Daha Çabuk Hafifliyor
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı  Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurgaya binen yükü ve olası şekil bozukluklarını önlemek için spor yapmanın en iyi çözümlerden olduğunu söylüyor. Bel ağrısı ve kilitlenmeyi gidermenin etkili yollarından biri olarak ise pilates yapmayı gösteriyor. Lohusalarda pilates, duruşu düzelterek duruş bozukluklarının yol açabileceği kas-iskelet sistemi problemlerinin önüne geçiyor; ayrıca tüm eklem hareketleri üzerinde kontrol sağlıyor.

Anne emziremiyorsa ilaç tedavileri ile bel ağrısının geçişi azaltabiliyor; emziren anneler ise doğal ağrı kesicilerden faydalanıyor. Emzirmek omurga ağrılarının hafiflemesi, yenilenme sürecini hızlandırmak için önemli bir avantaj oluşturuyor. Emziren anne ileride osteoporoz  (kemik erimesi) riskinden da korunmuş oluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, doğum sonrası kemik ağrılarının sebebinin D vitamini eksikliği de olabileceğinin altını çiziyor. Bebeği emzirme döneminde gittikçe artan eklem ağrılarına sebep olabilen bu durum için Çağatay Öztürk, beslenmeye ek olarak ilaç takviyesi ve güneş ışığına çıkmayı öneriyor. Bebek dünyaya geldikten sonra barsak hareketlerindeki yavaşlama ve kabızlık da omurgaya yük bindiriyor. Bu nedenle dışkıyı yumuşatan lifli gıdalar ve bol sıvı alınması kabızlığı önlemek açısından fayda sağlıyor.

Türkiye nüfusunun yüzde 80’i hayatının belli bir döneminde bel ağrısı çekiyor ancak bunun için bir uzmana başvurmuyor. Bel ağrılarının hafife alınmaması gerektiğine dikkat çeken  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk bel ağrılarının sebebinin omurgada yaşanan bozukluklardan kaynaklanabileceğini belirtiyor.

Toplumumuzda her 10 kişiden 8’inin yaşadığı yaygın bir hastalık olmasına rağmen bel ağrılarının tedavisi çoğu zaman ihmal ediliyor. Oysa bel ağrıları kimi zaman omurgadaki çok ciddi sıkıntıları işaret ediyor olabilir.

Fıtık sanılıyor
Omurganın, insan hayatı boyunca en çok yüke maruz kalan vücut bölümü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çağatay Öztürk; “Vücudumuz yaşadığı sıkıntıları bize her zaman açık ve net bir şekilde göstermez. Örneğin; toplumumuzda yaygın olarak görülen bel ağrıları, omurga rahatsızlıklarından kaynaklanıyor olabilir. Oysa insanlarda bel ağrılarının fıtıktan kaynaklandığı şeklinde yaygın bir görüş söz konusu. Omurga ağrısı yaşayan bireylerin yarısında MRG sırasında boyun ve bel fıtığı görülüyor. Dolayısıyla da hastalar omurga ağrılarını sürekli olarak bel ağrısı ile karıştırıyor” diyor.

https://www.high-endrolex.com/16Erken teşhisle tedavi mümkün
Özellikle omurilik ve sinirlerin geçtiği kanalların daralması, sinirlerin sıkıştırması sonucu omurga kanalında yaşanan daralma bel ağrılarına sebep olabilir. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk; “Omurlarda kayma ve biçim bozuklukları da bel ağrısı sebebidir. Bu omurga rahatsızlıklarında kişinin hareketleriyle beraber ağrı da artmaktadır. Bu hastalıkların ilerlemesi kişinin yaşam kalitesini düşürdüğü gibi, yaşamını idame ettirmesinde olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Tedavi edilmediği takdirde ciddi sorunlara sebep olabilecek bu ve bu gibi omurga rahatsızlıkları erken teşhis ve doğru yöntemlerle tedavi edilebiliyor” dedi.

Medikal açıdan en zor ameliyatlardan olan omurga ameliyatları, artık sıfır felç riski taşıyor. Bunda Türkiye’de sınırlı sayıda doktor tarafından kullanılan Nöromonitörizasyon sisteminin payı büyük. Hasta uyuduktan sonra kol ve bacaklarına, özel kasların içine ve başına yerleştirilen elektrotlarla sinir uyarılarının takip edildiği sistemle, kol ve bacaklara giden sinirlerin sağlıklı olup olmadığı anında anlaşılıyor.

Tıp alanındaki teknolojik gelişmeler hastalar için umut oluyor. Özellikle ameliyatların taşıdığı riskler hastaların cerrahi müdahale öncesinde psikolojilerini olumsuz etkilerken, bazıları narkozdan uyanınca ne olacağım endişesi taşıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk bu ameliyatların başında omurga ve benzerlerinin geldiğini söylüyor. Çağatay Öztürk’e göre Nöromonitörizasyon sistemi ile ameliyatlarda felç riski tarihe karışıyor.
Az sayıdaki cerrahın başarıyla uyguladığı sistem, omurgada operasyon esnasında omuriliğe herhangi bir zarar verilip verilmediğini gösteriyor ve anında ameliyat ekibine haber veriyor. Böylece hastanın felç kalma olasılığını bildirdiği için riski yok ediyor. Nöromonitörizasyon sistemi ameliyat esnasında cerrahın psikolojisini de rahatlıyor.

Prof. Dr. Çağatay Öztürk, bu sistemin anestezi ile koordineli bir şekilde çalışılması gerektiğinin altını çizerken şunları söylüyor; “Anestezi dediğimiz şey aslında kasların felç olması demek. Sistemin kullanıldığı ameliyatlarda çok derin anestezi olmaması gerekiyor. Kaslara verilen elektriğin geri dönmemesi ameliyattan değil anesteziden kaynaklanıyor olabilir. Bu sebeple nöromonitör teknisyeninin anestezi doktoru ile çok sıkı iletişim içinde olması gerekiyor.”

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, kışın sporu bırakarak kiloları almaya başlayanlara, hızlı zayıflama çalışmadan önce sağlıklı tavsiyelerde bulunuyor. Havaların ısınmasıyla hızlı kilo vermenin yöntemleri aranıyor. Bu yöntemler arasında kimileri için besin takviyeleri, sağlıksız haplar ve diyetlerin yanı sıra ağır ve bilinçsizce yapılan sporlar yer alıyor. Birkaç ay egzersiz yapmayarak vücudu ısındırmadan, birden bire spora başlamak; ağır tempolu ve omurgaya yüklenecek şekilde, yanlış seçilmiş sporlar yapmak; bel ve boyun fıtıklarını tetikliyor. Omurgaya binen yük miktarını artıran sporlardan ise özellikle kaçınmak gerekiyor.
Aşırı derecede fiziksel güç harcama, bel zorlanmasına ve omurgaya yük binmesine sebep oluyor. Sinirlerin omurgadan tüm vücuda yayılması sebebiyle beli zorlamak, sırt dışındaki bölgelerde de ağrıya zemin hazırlıyor. Kısa sürede zayıfladığınızda dikkat! Ani değişen kilo da vücutta fıtığa sebep olabiliyor.

İyi Bir Antrenör ve Doğru Beslenme Programıyla Sağlığınıza Zarar Vermeden Forma Girin! 
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk’e göre spor esnasında yapacağınız yanlış bir hareket, ciddi ve ameliyat riski taşıyacak problemlere yol açabiliyor. Ağır sporların yol açtığı küçük travmaların birikimi, bel fıtığı ve disk problemlerini tetiklediği için faset sendromuna dahi sebebiyet veriyor. Bel problemleri, bacakları hareket ettirirken zorlanma, bacaklarda uyuşma, karıncalanma, his kaybı yaşanmasına neden oluyor.
Prof. Dr. Çağatay Öztürk, bahar aylarında zayıflamaya başlamadan önce herkesin, önce omurga da dahil, herhangi bir rahatsızlığı olup olmadığını anlamak için sağlık kontrolünden geçmesi gerektiğini; sonrasında ise sağlık durumuna göre bir beslenme programı uygulayarak, antrenör eşliğinde bilinçli spor yapması gerektiğini belirtiyor.

Omurganın En Sevdiği Spor: Pilates
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga rahatsızlığı olsun olmasın kışın hamlayan vücudu en güzel esnetme ve fit kalma yönteminin pilates yapmak olduğunu vurguluyor. Vücudun doğru hızlandırılması, (posture) kasların eşit kullanımı ve yapılandırılması temel prensibi ile etkin sonuca ulaşmak için pilates’le birlikte yoga da fayda sağlıyor. Fıtık tedavisi olanlar ise doktor kontrollü olmak ve aşırı yüklenmemek kaydı ile rahatlıkla spor yapabiliyor.

Eğri Oturup Doğru Konuşmak mı, Doğru Oturup Sağlıklı Yaşamak mı?   
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, ev ve ofislerinizde kullandığınız mobilyaların sağlığınızla bağlantısını anlatıyor.

Deyimlerdeki gibi yaşasaydık sağlığımızdan da olurduk herhalde. Tüm vücudumuzu taşıyan ve anatomimizin yapı taşı olan omurga, doğuştan sebepler dışında uzun vadeli ya da ani dış etkilere karşı da savunmasız kalarak rahatsızlıklarla karşı karşıya kalabilir. Omurganıza iyi bakmak için dekorasyon öğelerine ve günlük yaşamınıza çeki düzen vermelisiniz.
Ani hareketler, yanlış duruş-oturuş-yatma-eğilme pozisyonları, vücut sağlığına uygun olmayan mobilyaların yanı sıra ofis ortamında aynı pozisyonda uzun süre hareketsiz kalmak, omurga sağlığı için tehdit oluşturur. Özellikle masa başı iş yapılıyorsa, fıtıktan kamburluğa, omurga eğriliğinden boyunda kas kısalmasına kadar pek çok rahatsızlığa maruz kalma riski artar.

Ofiste ergonomi
Omurga, vücudumuzu birbirine bağlayan bir köprüdür. Beynimizden çıkıp kuyruk sokumuna kadar uzanan ve pek çok organın rahat çalışmasını sağlayan omurgamızın sağlığını mutlaka düşünmeliyiz. Yanlış hareketler ve duruş pozisyonları, ağır yükler ve uzun süreyle aynı pozisyonda kalmak omurga sağlığını olumsuz etkiler. Çalışan insanlar gün içerisinde uzun saatler boyunca masa başında oturduğu için sandalyelerinde mutlaka bel desteği bulundurmalıdır. Masa ve sandalyenin pozisyonu ve bilgisayarın konumu duruş bozukluğuna neden olmayacak şekilde ayarlanmalıdır.

Sağlıklı insan yattığı yerden belli olur 
Yüz üstü yatmak, kolu yastık altına alarak kolun üstüne yatmak yerine sırt üstü yatmayı alışkanlık haline getirmek gerekir. Vücut sağlığı açısından en önemli bölge sırt, omurlar ve bel bölgesidir. Bu sebeple bu bölgeleri destekleyici, omurga doğal eğriliklerini koruyan, vücuttaki eğriliklerin artma ve azalmasına yol açmayan, uygun bir yatakta yatmak idealdir. Aksi takdirde bel ve sırt ağrılarıyla, halsiz ve yorgun kalkar; uzun vadede ciddi sağlık problemleri yaşayabilirsiniz.

En iyisi bile olsa yatağınızın ideal kullanım ömrü 5-8 yıl arasıdır. Yatağın sertliği, yastığın şekli ve yüksekliği ile rahatlık ilişkisi kişiden kişiye değişse de ortopedik yastık ve yataklar tercih edilmeli; hatta mümkünse misafirler için de aynı rahatlık sağlanmalıdır. Özellikle doğru yastık-boyun sağlığı ilişkisi düşünüldüğünde, rahat ettiğiniz yastığı yanınızda taşıyarak seyahatiniz esnasında da konforunuzu sağlayabilirsiniz.

Doğru yatağı seçtiğinizden emin misiniz?
Yatak ve yastığın gözenekli, geniş, dokulu ve sıkı dokunmuş olmasına dikkat edilmeli. Sert-yumuşak-orta yumuşak oluşu fark etmez; önemli olan sizin üzerinde rahat edip etmediğinizdir. Yatağınızı bazanıza göre almak yerine bazanızı yatağınıza uyacak şekilde seçmeye çalışın; sert yataklara yaylı olmayan baza seçmek gibi. Satın almadan önce mutlaka yatağa uzanarak rahatlığını kontrol edin; en rahat denen yatağı bile sizin anatominiz ve omurganız sevmeyebilir. Sert ve yüksek yastık kullananlar iki yastık üst üste koymamalıdır; zira boynunuz yataktan uzaklaşacağı için ağırlık merkezi haline gelir ve boyun omurlarınızla omuzlarınıza binecek yük fazlalaşır.

Yastığınızın içerisindeki malzemeler kimi yerlerde topak olup sertleşmiş kimi yerlerde tam tersi yumuşamış olmasın; düz ve homojen olsun. Yine tercihen boyun bölgesini destekleyici ve omurlarınızı yormayan yastıkları tercih edin. Boynunuzda boşluk kalmaması için bu tarz yastıklardaki dolguların ideal ölçüsü, boynunuzla omuzunuzun bitimi arasındaki mesafe kadar olmalıdır.

Salonda sağlıklı yaşamak
Ofiste, yatak odasında olduğu kadar oturma odasında da omurga dostu mobilyalar kullanmakta fayda var. Berjer ya da tekli koltuklarda otururken, derinse, arkanıza belinizi destekleyecek ancak sizi öne çok çıkartmayacak ölçüde kırlent kullanabilirsiniz. Ayak pufu bedeninizin doğru ve ağırlığı eşit dağılan pozisyon alması için faydalı olabilir.
Vücut anatomisini zorlayan, çok yumuşak ya da sert, sırtı desteksiz, arkaya çok fazla esneyen ve yaslanmak için genişliği derin olan koltuklarda oturmak omurgayı zorlayabilir. Kolçaklı, vücut ortopedisini destekleyen, çökmemiş minder ya da kırlentler, yine oturduğunuz zaman eskidiği için iskeletini hissetmeyeceğiniz koltuklarda yaşamak, omurga sağlığınız için yapabileceğiniz en doğru seçimdir.

Kemik erimesi (osteoporoz), özellikle ileri yaşlarda karşılaşılan bir sorundur ve kemik erimesine iyi gelen besinler bu sorunun ilerlemesini yavaşlatabilir. Yaşın ilerlemesi ya da hormonal değişim gibi durumlara bağlı olarak ortaya çıkan kemik erimesi, kemiklerin zayıflayıp kırılgan hale gelmesine yol açan ciddi bir sağlık problemidir. Sağlıklı bir yaşam sürdürmek, kemik yoğunluğunu korumak için yalnızca ilaçlar değil, beslenme düzeni de büyük önem taşır. Peki, kemik erimesine kesin çözüm var mıdır ve kemik erimesine iyi gelen besinler nelerdir?

Kemik Erimesi (Osteoporoz) Nedir ve Neden Önemlidir?

Kemik erimesi, kemik dokusunun yoğunluğunu zamanla kaybetmesi sonucu kemiklerin kırılgan hale gelmesiyle karakterize bir hastalıktır. Sessiz ilerleyen bu durum, genellikle bir kırık meydana geldiğinde fark edilir. Kemik erimesi, yaşlanmayla birlikte artan bir risk faktörü olmakla birlikte hem yaşam kalitesini hem hareket özgürlüğünü ciddi biçimde etkileyebilir. Kemik erimesini ne durdurur anlatmadan, kemik erimesine iyi gelen besinler hakkında bilgi vermeden önce bu hastalığın anlaşılması için birkaç açıklama yapmak gerekir.

Kemik Yoğunluğu ve Yaşlanma Arasındaki İlişki

Yaş ilerledikçe yapım hızı azalır, yıkım hızı artar. Bu da kemik mineral yoğunluğunun düşmesine neden olur. CDC verilerine göre 50 yaş üzeri kadınlarda osteoporoz görülme oranı erkeklere göre iki kat daha fazladır. Özellikle menopoz sonrası dönemde östrojen miktarındaki azalma kemik kaybını hızlandırır, kalça ile omurga kırıkları riskini artırır. Kemik yoğunluğu azaldıkça basit düşmelerde bile kırık riski yükselir. Bu durum osteoporozun en tehlikeli yönlerinden biridir. Bu nedenle düzenli olarak kemik erimesine iyi gelen besinler tüketilmelidir.

Kemik Erimesinin Biyolojik Süreçleri

Kemik erimesi, kemik yıkımından sorumlu olan osteoklastlar ile kemik yapımını gerçekleştiren osteoblastlar arasındaki dengenin bozulması sonucu gelişir. Kemik içindeki trabeküler kemik olarak adlandırılan süngerimsi yapı zamanla incelerek bağlantı noktalarının daha da zayıf hale gelmesine neden olur. Bu da kemiğin dayanıklılığını düşürür.

Yoğun kemik dokusunun incelerek gözenekli hale gelmesi kemiğin sertliğini azaltır. Sonuçta düşük şiddetli eğilme veya öksürme gibi durumlarda bile kemiklerde kırıklar oluşabilir. Bu nedenle kemik erimesine iyi gelen besinler tüketerek kemikleri güçlendirmek gerekir. Kemik erimesinin ilerleyen dönemlerinde skolyoz gibi rahatsızlıklar da görülebilir.

Kemik Erimesine Karşı Hangi Besinler Etkili?

Kemik erimesiyle mücadelede beslenme stratejileri büyük önem taşır. Bazı besinleri düzenli olarak tüketmek kemik yoğunluğu ve dayanıklılığı için kritiktir. Özellikle kalsiyum ve D vitamini açısından zengin yiyeceklerin tüketilmesi önerilir. Kemik erimesinde beslenme stratejileri ve kemik erimesine iyi gelen besinler aşağıdaki gibidir:

Kalsiyum Açısından Zengin Yiyecekler

Kalsiyum miktarı bakımından zengin olmasıyla öne çıkan, aynı zamanda kemik erimesine iyi gelen besinler şunlardır:

  • Süt, yoğurt, peynir gibi süt ürünleri iyi emilebilen yüksek kalsiyum kaynaklarıdır.
  • Özellikle kara lahana, brokoli gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler kalsiyum açısından zengin olduğundan kemik erimesine iyi gelen bitkiler arasındadır. Özellikle süt ürünleri tüketmeyenler için önemli besin kaynaklarıdır.
  • Bol miktarda destekleyici kalsiyum içeren kuruyemişler, badem gibi yağlı tohumlar, kuru baklagiller kemik erimesine iyi gelen besinler arasındadır.

Kemik erimesine iyi gelen besinler tüketirken günlük alımın yeterli olmasına dikkat edilmesi gerekir. Yetersiz kalsiyum alımı kemik yapısının zayıflamasına yol açabilir. Peki, kemik erimesine hangi vitaminler iyi gelir ve kemik erimesine iyi gelen besinler arasından hangileri bu vitaminleri içerir?

D Vitamini ve Güneş Işığı Desteği

“Kemik erimesine ne iyi gelir?” sorusunun en keskin cevaplarından biri D vitamini ve güneş ışığı desteğidir. Çünkü D vitamini vücuttaki kalsiyumun emilimini ve kemik yapımını destekleyici önemli bir vitamindir. Güneş ışığı, D vitamini sentezinin doğal kaynağıdır. Bu nedenle yeterli süre güneşlenme kemik sağlığı için faydalıdır. D vitamini kaynağı olan besinler arasında yağlı balıklar ile yumurta sarısı gösterilebilir. Bu kemik erimesine iyi gelen besinler özellikle ilerleyen yaşlarda beslenme programına dahil edilmelidir.

Magnezyum, K Vitamini ve İz Mineraller

Magnezyum, K vitamini, çinko gibi iz mineraller kemik sağlığı için tamamlayıcı roller üstlenir. Kemik dokusunun yapısını ve mineralleşmesini destekler. K vitamini özellikle kemik matriksinde yer alan proteinlerin aktivasyonu açısından önemlidir. Özellikle yeşil yapraklı sebzeler bu vitaminin iyi kaynakları arasındadır ve kemik erimesine iyi gelen yiyecekler arasında gösterilebilir.

Tüm bunlara ek olarak kemik erimesine iyi gelen besinler kamburluk gibi kemik erimesi ile ilişkili hastalıkların önlenmesine de yardımcı olabilir. Özellikle ofislerde ya da masa başında çalışan bireylerin kemik erimesi nedeniyle oluşabilecek bu rahatsızlıklardan etkilenmemesi için düzenli olarak kemik erimesine iyi gelen besinler tüketmeleri önerilir.

Omega 3 Yağ Asitleri ve Probiyotik Destek

Özellikle somon gibi yağlı balık türlerinde bulunan omega-3 yağ asitleri, kemik dokusunu olumlu olarak etkileyebilir. Probiyotikler ve bağırsak sağlığı üzerinden besin emilimi, dolayısıyla kemik mineralizasyonu üzerinde etkili olabilir. Günlük beslenme alışkanlıkları içerisine dahil edilen bu tür besinler dengeli bir bağırsak florasının desteklenmesine katkı sağlar.

Hangi Yiyecekler Kemik Erimesine Sebep Olur?

Beslenme alışkanlıklarında kemik dostu tercihler kadar kemik sağlığını olumsuz etkileyebilecek alışkanlıkları da bilmek gerekir. Çünkü bazı besinler özellikle ileri yaşta kemik yoğunluğu ve kemik yapısı üzerinde negatif etkiler gösterebilir. Dolayısıyla hem kemik erimesini önleyen yiyecekler hem kemik erimesi üzerinde olumsuz etkisi bulunan besinler bilinmelidir.

Fazla Tuz, Kafein, Alkol ve İşlenmiş Gıdalar

Yüksek miktarda tuz tüketmek vücuttan atılan kalsiyum miktarını artırabilir. Bu da kemik dokusundaki kalsiyumun azalmasına neden olabilir. Benzer şekilde günlük üç bardaktan fazla olacak şekilde kafein içeren kahve veya çay gibi içecekler tüketmek kalsiyum emilimini bozarak kemik kaybı riskini artırabilir. Aşırı alkol tüketimi ise kemiklerin yeniden yapılanma sürecini olumsuz etkileyerek kemik kırılganlığını artırabilir.

İşlenmiş gıdalar genellikle yüksek tuz, koruyucu madde veya aşırı fosfat içerir. Özellikle fosfat bakımından zengin olan gıdalar kemik sağlığı açısından çeşitli riskler doğurabilir. Bu nedenle bu yiyecekleri beslenme alışkanlıklarından çıkarmak, bunların yerine kemik erimesine iyi gelen besinler eklemek gerekir.

Aşırı Protein ya da Fosfor Yükü

Çok yüksek protein alımı, özellikle kalsiyum alımıyla ya da emilimiyle dengelenmezse kemik yapısı içerisindeki kalsiyum miktarı azalmaya başlar. Bu durum da kemik yoğunluğunu olumsuz etkiler. Gazlı içecekler veya bazı işlenmiş et ürünleri fosfor yönünden zengin olduğu için bu gıdaların aşırı tüketimi kemikte mineral dengesini bozabilir. Dengeli bir fosfor-kalsiyum oranı kemik sağlığı için kritik öneme sahiptir.

Yaşlılarda ve Özel Durumlarda Beslenme Tavsiyeleri

Özellikle menopoz döneminde veya kronik hastalıkların bulunduğu durumlarda kemik yoğunluğu etkilenir. Bu nedenle ileri yaşta vücudun besin öğelerine olan ihtiyacı değiştiğinden kemik sağlığını korumak için özel beslenme stratejileri uygulamak gerekir.

Kadınlarda Menopoz Sonrası Beslenme Stratejileri

Menopoz, östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak kemik yoğunluğunun hızla düşebileceği bir dönemdir. Bu dönemde kemik sağlığını korumak için kemik erimesine iyi gelen besinler tüketilmelidir. Menopoz sonrası kemik erimesini önlemek için beslenme önerileri aşağıdaki gibidir:

  • Menopoz sonrası dönemde kalsiyum emilimi azalır. Süt, yoğurt, peynir gibi süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, badem ve balıklar, yulaf ezmesi ve tam tahıllar kalsiyum açısından zengindir. Ayrıca güneş ışığından ya da yağlı balıklardan alınabilen D vitamini kalsiyum emilimini artırarak kemik sağlığına iyi gelebilir.
  • Yeterli protein alımı kemik yapısının korunması yardımcı olur. Bunun için haftada iki kez balık tüketimi önerilir.
  • Düzenli egzersiz kemik sağlığını destekler. Özellikle yürüyüş, yoga, pilates gibi düşük etkili egzersizler tercih edilmelidir.
  • Aşırı alkol veya sigara kemik yoğunluğunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bu gibi alışkanlıklardan uzak durulmalıdır.

Sonuç olarak “yaşlılarda kemik erimesine ne iyi gelir?” diye sormak yeterli değildir. Nasıl ki kemik erimesine iyi gelen besinler beslenme programına dahil ediliyorsa kemik erimesinin etkilerini artırabilecek yiyeceklerden ve alışkanlıklardan da uzaklaşılmalıdır. Ayrıca kemik erimesini önleyen bitkiler de daha sık kullanılmalıdır.

Kronik Hastalıklar ve Dengeli Besin Seçimleri

Kronik hastalıklar beslenme düzenini etkileyebilir. Böyle durumlarda kemik erimesine iyi gelen besinler ve dikkat edilmesi gereken beslenme stratejileri şunlardır:

  • Diyabet hastaları için karbonhidrat kontrolü önemlidir. Kan şekerini düzenlemek için tam tahıllar ya da baklagiller gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Şekerli ya da işlenmiş gıdalardan ise kaçınılmalıdır.
  • Hipertansiyon hastalarında tuz kısıtlanmalıdır. Yüksek tuz alımı kan basıncını artırarak kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir.
  • Düşük kemik yoğunluğu olanlar için kalsiyum ve yeterli D vitamini desteği gerekir. Osteoporoz kemik erimesi riski taşıyan bireyler kalsiyum ve D vitamini açısından zengin olan, kemik erimesine iyi gelen besinler tüketmelidir.
  • Böbrek hastaları için hem fosfor hem potasyum kontrolü gerekir. Böbrek fonksiyonu bozulmuş olan bireylerde fosfor-potasyum içeriği yüksek gıdaların tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bunun yerine kemik erimesine iyi gelen besinler tüketilmelidir.

“Kemik erimesinin tedavisi var mı?” sorusunun cevabı hem evet hem hayırdır. Çünkü öncelikle kemik erimesinin altında yatan nedenlerin tespit edilmesi, bunların tedavisinin mümkün olup olmadığının araştırılması gerekir. Bu tedavi sürecine kemik erimesine iyi gelen besinler eşlik etmelidir.

Besin Takviyeleri ve Gıda Destekleri

Kemik sağlığını desteklemek için yalnızca kemik erimesine iyi gelen besinler değil, gerektiği durumlarda takviyeler veya özel gıda destekleri de kullanılabilir. Bu destekler özellikle kalsiyum ya da D vitamini yetersiz olan veya özel durumu bulunan kişiler için önemlidir.

Kalsiyum + D Vitamini Takviyeleri

Kemik erimesine iyi gelen besinler yetersiz kaldığında kalsiyum veya D vitamini takviyeleri kullanılabilir. Bu takviyeler kemik mineral yoğunluğunu koruyarak kırık riskini azaltabilir. Kalsiyum takviyeleri genellikle kalsiyum karbonat veya kalsiyum sitrat formunda bulunur. D vitamini ile birlikte alındığında ise kalsiyum emilimini artırarak kemik sağlığına daha fazla olumlu katkı yapar. Takviyelerin kullanım dozu; yaş, cinsiyet, bireysel sağlık durumu gibi faktörler göz önünde bulundurularak doktor veya diyetisyen tarafından belirlenmelidir.

Kalsiyum ve D vitamini takviyelerini doktor önerisiyle düzenli olarak kullanmak bel fıtığı gibi rahatsızlıkların önlenmesine de yardımcı olabilir. Peki, kemik erimesine bitkisel çözüm kullanılarak müdahale edilebilir mi?

Bitkisel Destekler & Klinik Formüller

Soya fasulyesi veya benzer soya ürünlerinden elde edilen bitkisel destekler, kadınlarda menopoz sonrası kemik yoğunluğunu destekleyebilir. Ayrıca klinik olarak kullanılan bazı formüller kalsiyum, D vitamini veya minerallerin dengeli bir kombinasyonunu sunarak kemik yapısını güçlendirmeyi amaçlar. Takviye seçerken güvenilir markalara yönelmek, uzman onayı almak hayati öneme sahiptir. Aşırı veya dengesiz kullanım durumu aşırı kalsiyum atılımına veya beklenmeyen sağlık risklerine neden olabilir.

Kemik Sağlığı için Besinleri Akıllıca Seçin

Kemik sağlığını korumak yaşam boyu süren bir süreçtir. Kemik erimesine iyi gelen besinler tüketmek, yeterli kalsiyum ya da D vitamini almak, proteinler ile mineralleri almak, zararlı alışkanlıklardan kaçınmak, gerektiğinde takviyelerle desteklemek kırık riskini azaltır, kemik yoğunluğunu korur. Akıllıca besin seçimleri, dengeli bir beslenme programı yaşlılıkta bağımsız yaşam kalitesini artırmanın en etkili yollarından biridir. Özellikle kadınlarda kemik erimesine ne iyi gelir bilmek, düşme gibi durumlarda kırılma riskini azaltarak yaşam kalitesini artırabilir.

Fizik tedavi ve rehabilitasyon branşı, “kemik erimesine hangi doktor bakar?” sorusunun cevabıdır. Özellikle kemik erimesinin son evresi ciddi doktor desteği gerektiren bir dönemdir. Siz de kemik erimesi ile ilgili detaylı bilgi almak ya da tedavi süreci planlamak isterseniz Dr. Çağatay Öztürk’ten destek alabilirsiniz. Yalnızca kemik erimesi değil, boyun fıtığı gibi hastalıkların tedavisi için de bize danışabilirsiniz.

Uzmanlara göre ebeveynler çocukların omuz ve bel dengesizliği olan skolyoz tedavi ve ameliyat süreçleri için daha çok sömestr tatilini tercih ediyorlar. On beş günlük tatili çocuklarının sağlığı için vakit ayıran anne-babalar bu dönemi en verimli halde geçirmek istiyorlar. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, ebeveynlerin skolyozu erken tanımaları, çocuğun bir uzman kontrolünde takibinin yapılması ve ameliyat sonrası bakımın önemine dikkat çekiyor.

Doğuştan gelen bir rahatsızlık olan skolyoz, çocuğun ana rahminde iken omurgalarının anormal oluşması veya birleşik kalması sonucu gelişebilen; ana etkenin genetik yatkınlık olduğu  düşünülen bir hastalık. Henüz küçük yaşlarda görülen skolyoz, genellikle doğumsal problemlere bağlı oluyor ve hızlı ilerliyor. Küçük yaş skolyozu tedavi edilmezse akciğer ve solunum problemleri, kalp problemleri, ciddi kozmetik ve psikolojik sorunlara sebep oluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk; “Bu hastalık sıklıkla ergenlik döneminde belirginleştiği için tedaviye başlamak ve tedavi sürecini de iyi dinlenerek, gözetim altında geçirmek gerekir” diyor ve ekliyor: “Ebeveynlerin skolyoz ameliyatı olduktan sonra çocuklarının sağlığına vakit ayırmaları ve bunun için çocukların boş olduğu dönem olan sömestr tatilini tercih etmeleri idealdir.“

Küçük Yaş Skolyoz Hastalığı Tedavi Seçenekleri
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, skolyoz hastalığında saptanan bulguların omurga diziliminde bozukluk, omuz dengesizliği, belde asimetri ve kalça kemiklerinin birinde öne çıkıklık olduğunu belirtiyor. Küçük yaşta ortaya çıkan skolyoz tedavisi çocuğun yaşına, eğriliğin türüne ve yerine göre değişiklik gösteriyor. Tedavi seçenekleri ise gözlem, korse tedavisi ve skolyoz ameliyatı şeklinde üç başlıkta toparlanabiliyor. Omurga eğikliklerine göre 25 dereceye kadar gözlem yapılıyor, 25-35 derece arası korse kullanımı tavsiye ediliyor, 35-40 derece sonrasına ise ameliyat öneriliyor.  0- 5 yaş arası çok küçük çocuklarda ise korse uygulamak zor olduğu için genel anestezi altında yapılan düzeltme, gövde alçıları tercih ediliyor. 50 derecenin üstündeki eğriliklerde en son tedavi yöntemi olan skolyoz ameliyatı uygulanıyor.  Skolyoz ameliyatı iyileşme süresi bir haftayı buluyor. Fiziksel kısıtlamaların olduğu bu dönemde çocukların  ebeveynleri  hastalığın bilincinde  olmaları ve  kontrol ederek  takip etmeleri gerekiyor. Bu bilinçle ebeveynler genelde ameliyat ve sonraki tedavi süreçleri için çocuklarının evde oldukları sömestr dönemlerini tercih ediyor.

Güzel görünmek adına kullanacağınız aksesuar ve giysilerin omurga sağlığınızı tehdit eder hale gelmemesine dikkat edin. Modaya uygun giyinirken omuzunuzun sıkışmasına, giydiklerinizin sizi “fıtık” etmesine izin vermeyin. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk güzel görünerek aynı zamanda nasıl sağlıklı olabileceğiniz konusunda tavsiyelerde bulunuyor.

Fıtığı, omurga eğriliği-kayması, skolyoz sorunu ve benzeri rahatsızlığı olanlar modanın nimetlerinden yararlanmayacak mı? Tabi ki yararlanacak ancak giydiklerini ve aksesuarlarını dikkatli seçerek. Omurga sağlığının, tüm bedenin dengesi için çok önemli olduğunu söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, gündelik yaşantımızda ona daha iyi bakmamız ve omurga dostu kıyafet-aksesuarlar seçmemiz konusunda ipuçları veriyor.
İşte Çağatay Öztürk’ün tavsiyeleri…

Omurganıza Gözünüz Gibi Bakın O Ağır İşçi Değil…
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk’e göre omurga sağlığını korumanın birinci yolu, omurgaya aşırı yük binmesine neden olacak kıyafetlerden kaçınmak. Örneğin iş ve gece hayatında şıklığınızı tamamlayan yüksek topuklu ve gösterişli ayakkabıların uzun vadede omurganızda ciddi problemlere sebep olma riski var. “Topuklu ayakkabılar ayak anatomisini bozarak vücutta ciddi problemlere yol açıyor. Topuklu ayakkabı giyildiği takdirde vücudun kuvvet merkezinde öne doğru kayma oluşuyor; bu da kalça ve omurganın hizasını bozuyor.” diyen Çağatay Öztürk, sonucun ise bel ağrısı ve omurgada şekil bozukluğuna varabileceğini belirtiyor. Ayağı destekleyen ayakkabılar giymek, düztabanların omurgasını dengede tutmak için ayakkabı içine ortopedik destek koyması yapılabilecekler arasında.

Cüzdanlarınız Gülle, Çantalarınız Beton Etkisi Yapmasın 
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk’ün sağlığınızı düşünen diğer önerileri şunlar:

  • Sıkı sütyenler ve çarpraz sporcu sütyenlerine dikkat. Benzer şekilde boyundan bağlı giysiler giydiğinizde omuz, sırt  ve boyun sağlığınızı riske atmış olursunuz.
  • Oturarak iş yapıyorsanız ayaklarınızın yere sağlam basmasını sağlayacak ayakkabılar giyin.
  • Cüzdanınız bile omurganızın ağırlık yapıyor ve dengesini bozuyor. Gülle gibi cüzdanlardan kaçının.
  • Boynunuza uzun süreli ağır kolyeler takmayın.
  • Kalem etekler dizleri bitiştirdiği için dengeli yürümeyi zorlaştırır. Ayrıca hareketi kısıtladığı için disklerde sorunlara yol açabilir.
  • Zayıf görünmek ya da vücudunuzu toparlamak için giydiğiniz korseler çok sıkı ve esnemiyorsa omurgaya basınç uygulayarak disklerinizi tehlikeye sokabilir.

Çantanız Hem Tarzınızı Hem Sağlığınızı Yansıtsın
Günlük çantanızı daha ziyade iş için kullanıyor ya da okul kitaplarınızı taşıyorsanız ağırlığı eşit dağıtmak için çok bölmeli olmasına dikkat edin. Mecbur kalmadıkça günlük kullanım için büyük çanta almayın. Çanta büyüdükçe içine dolduracağınız objeler artacak ve aksesuarınız omurganızın taşıyacağından daha ağır hale gelecektir. Bu durum “omuz sıkışması” denen rahatsızlığa sebep olabilir.
Sırt çantası: Sırt çantası kullanmayı tercih ediyorsanız vücut ağırlığınızın yüzde 15’ini geçmemesine özen gösterin. Askıları sert ve dar ya da fazla gevşek sırt çantası kullanmayın. Sert askılar bel, boyun ve sırtınızdaki bağ dokusuna zarar verir.
Tekerlekli çantalar: Gün içerisinde veya seyahatte evraklarınızı-bilgisayarınızı taşımak için kullandığınız tekerlekli çantalar her ne kadar pratik olsa da merdiven ya da yokuş çıkarken ağırlığıyla omurganızı zorlayabilir.
Kol çantası: Kol çantanız vücut ağırlığınızdan yüzde 10’undan hafif olsun. Çantanızı omuzda taşımayı tercih ediyorsanız uzun süre tek tarafta taşımak yerine yer değiştirin. Tek taraflı çanta kullanımı ağır postür bozukluklarına neden olmasa da omurgayı zorladığı için dengesizliğe neden olabilir.

İnsanların yüzde 80’i hayatlarının belli bir döneminde bel ağrısı çekiyor. Bel ağrıları ise pek çok farklı hastalığın habercisi olabilir. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk bel ağrılarının sebebinin omurgada yaşanan bozukluklardan kaynaklanabileceğini belirtiyor.

Toplumumuzda her 10 kişiden 8’i hayatının bir döneminde bel ağrısı çekiyor. Bu denli yaygın bir hastalık olmasına rağmen bel ağrılarının tedavisi ve neden kaynaklandığı ise çoğu zaman ihmal ediliyor. Oysa bel ağrıları kimi zaman omurgadaki sıkıntıları işaret ediyor olabilir.

Omurganın insan hayatı boyunca en çok yüke maruz kalan vücut bölümü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çağatay Öztürk; “Vücudumuz yaşadığı sıkıntıları bize her zaman açık ve net bir şekilde göstermez. Örneğin; toplumumuzda yaygın olarak görülen bel ağrıları, omurga rahatsızlıklarından kaynaklanıyor olabilir. Oysa insanlarda bel ağrılarının fıtıktan kaynaklandığı şeklinde yaygın bir görüş söz konusu. Omurga ağrısı yaşayan bireylerin yarısında MRG (emar) sırasında boyun ve bel fıtığı görülmekte dolayısıyla da hastalar omurga ağrılarını sürekli olarak bel ağrısı ile karıştırmaktadır.” diyor.

Özellikle omurilik ve sinirlerin geçtiği kanalların daralması, sinirlerin sıkıştırması sonucu omurga kanalında yaşanan daralma bel ağrılarına sebep olabilir. Omurlarda kayma ve biçim bozuklukları da bel ağrısı sebebidir. Bu omurga rahatsızlıklarında kişinin hareketleriyle beraber ağrı da artmaktadır. Bu hastalıkların ilerlemesi kişinin yaşam kalitesini düşürdüğü gibi, yaşamını idame ettirmesinde olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Tedavi edilmediği takdirde ciddi sorunlara sebep olabilecek bu ve bu gibi omurga rahatsızlıkları erken teşhis ve doğru yöntemlerle tedavi edilebiliyor.

Okulların açılmasıyla çocuklarda bel, boyun ve sırt rahatsızlıkları riski de arttı. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, bel, boyun ve sırt ağırlarının sadece yetişkinler değil, çocukların da sorunu olduğuna değiniyor. Özellikle üç kiloyu aşan okul çantaları, çocukların omurga sağlığı için risk oluşturuyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk, okul çağına gelen çocukların alışık olmadıkları yeni bir yaşam stiline geçmesiyle birlikte bel, sırt ve boyun ağrısı gibi şikâyetlerin görülme riskine dikkat çekiyor.
Öztürk’e göre okul çantalarının ağırlığı, çocukların omurga sağlığına direkt etki ediyor. Özellikle üç kilodan ağır okul çantası, gelişmekte olan çocukların kemik yapısını bozabiliyor. Çocukların omurga sağlığını düşünmek ve gerekli önlemleri almak görevi uzun dönemde velilere düşüyor. Okul çantalarının ağırlığı, yanlış çanta seçimi, okul sıralarındaki yanlış duruş ve oturma pozisyonları gelişme çağındaki öğrencilerin omurga sağlığını olumsuz etkiliyor. Anne-babaların çocukların boy ve ağırlığına uygun çantaları tercih etmesi gerekiyor.

Okul Çağında Skolyoz Tehdidi
Omurga sağlığının, beden dengesi için çok önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Çağatay Öztürk, omurga rahatsızlıklarının ileriki yaşlarda çocukların hayat standartlarının önüne geçmemesi adına şunları söylüyor; ’’Ağır sırt çantaları okul çağındaki çocukların gelişmekte olan eklemlerinde ve kaslarında zorlanmalara sebep oluyor. Yanlış duruş ve kendi ağırlığının taşıyamayacağı yükler, çocuklarda kas gerginliği, sırt ağrısı, bozuk yürüyüş, skolyoz, kamburluk, bel ağrısı gibi olumsuzluklara neden olabiliyor. Bel ağrısı şikâyetinin okul çağındaki çocukların yüzde 70’inde görüldüğünü gözlemliyoruz. Ayrıca genç yaşta bel ağrısı çekenlerin, ileriki yaşlarda da bel ağrısına bağlı sağlık sorunları yaşama riski artıyor. İşte bu nedenle okul çağındaki çocuklara, bel ağrılarından korunmaları için gerekli tavsiyelerin verilmesi, sırt çantalarının doğru seçimi ve taşıyabilecekleri yük miktarının, vücut ağırlıklarının yaklaşık yüzde 10 ile 20’si kadar olması gerekiyor.’’

Çocuklarda içe basma, yürüme bozukluklarına neden olabilecek sorunlardan biri olarak ebeveynler için endişe vericidir. Erken yaşlarda görülmeye başlayan bu sorun büyüme döneminde, kemiklerin gelişmeye başlamasıyla birlikte kendiliğinden düzelebilir. Ancak bu durum her çocuk için geçerli değildir. Hastalığın düzelmediği durumlarda cerrahi müdahale gerekebilir.

Çocuklarda İçe Basma Nedir?

Çocuklarda içe basma; yürüyüş sırasında ayakların, dizlerin ya da kalçaların normalden daha içer dönük olması halidir. Bu durum çoğu çocukta görülür ancak birçoğu kemik gelişimiyle birlikte kendiliğinden düzelir. Ancak bazı durumlarda cerrahi müdahale gerekebilir.

İçe Basmanın Tanımı

İçe basma tıbbi literatürde intoeing olarak adlandırılır. Uyluk kemiğinin içe dönüklüğü (femoral anteversiyon) ya da kaval kemiği dönüklüğü gibi yapısal farklılıklar içe basmanın temel nedenleridir. Yürüyüş sırasında ayak parmaklarının ileriye bakmak yerine içe dönük olması ile kendisini gösterir.

Hangi Yaşlarda Daha Sık Görülür?

Yürümeye yeni başlayan yaklaşık 1-2 yaş arası çocuklarda içe basma görülebilir. Çünkü bu dönemde bacak kasları, kemik ve eklem uyum henüz tam oturmamıştır. Ancak en belirgin dönem 2-6 yaş arasıdır. 8-10 yaştan itibaren kendiliğinden düzelme eğilimine girer.

Çocuklarda İçe Basmanın Nedenleri

Çocuklarda içe basma tek bir sebebe bağlı olabileceği gibi birkaç farklı yapısal, gelişimsel ya da çevresel faktöre bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Başlıca sebepler aşağıdaki gibidir:

Kemik ve Eklemlere Bağlı Sebepler (Femoral Anteversiyon, Tibial Torsiyon)

Çocuklarda kemik ya da eklemlere bağlı sebepler aşağıdaki gibidir:

  • Femoral Anteversiyon: Uyluk kemiğinin üst kısmının kalçayla birleştiği bölgede içe dönüklüğün artmasıdır.
  • Tibial Torsiyon: Kaval kemiğinin normalden daha fazla içe dönmesidir.
  • Metatarsus Adductus: Ayak parmaklarının ya da ön ayağın içe doğru bükülmesidir.

Yanlış Ayakkabı Kullanımı

Sert tabanlı, esnek olmayan ya da ayağı desteklemeyen ayakkabılar içe basmayı artırabilir. Ayakkabı numarasının uygun olmaması, bağcık veya cırt cırt gibi yapıların zayıf olması, topuk kısmının gevşek olması gibi özellikler yürüme bozukluklarına neden olabilir. Nitekim çocuklarda içe basma olmaması için doğru ayakkabı kullanımı önemlidir.

Genetik ve Gelişimsel Faktörler

Ailesinde içe basma veya benzer ortopedik sorunlar bulunan çocuklarda içe basma riski daha yüksektir. Kemik yapısı, kemik gelişim hızı, kalıtımsal özellikler bu durumu etkiler. Büyüme sırasında kemiklerin, eklemlerin, kasların uyum sağlayarak olgunlaşması gerekir.

İçe Basma Belirtileri Nelerdir?

Çocuklarda içe basma genellikle çocukların yerine aileler tarafından görülerek fark edilir. Ancak bazı belirtiler yürüyüş tarzında değişikliklerle veya rahatsızlıklarla kendisini gösterebilir. Yaygın belirtiler aşağıdaki gibidir.

Çocuğun Yürüyüşünde Fark Edilen Durumlar

Çocuklarda ayak içe basma durumunda ortaya çıkabilecek belirtiler şunlardır:

  • Ayakların ileriye doğru düz değil, içe dönük olması.
  • Dizlerde içe dönüklük veya X biçimli görünüm oluşması.
  • Yürüyüş sırasında adımların dar olması.

Ağrı ve Yorgunluk Belirtileri

Uzun süre yürüdüğünde, koştuğunda ya da oyun oynadığında özellikle diz çevresinde rahatsızlık veya ağrı hissi oluşabilir.

Kız Çocuklarında Ayak İçe Basma Durumu

Kız çocuklarında femoral anteversiyon eğilimi erkek çocuklara göre biraz daha fazladır. Kız çocuklarında kas ve bağ dokuların saha esnek olması içe basmaya zemin hazırlayabilir. Kızlarda büyüme atağının erkeklerden daha erken başlaması, hızla boy uzaması sırasında bacak ekseninde dengesizlik oluşturabilir. Ayrıca dans, bale gibi kalça iç rotasyonu baskın olan aktiviteler kız çocukların ayak içe basma durumunu belirginleştirebilir.

Çocuklarda İçe Basma Teşhisi

İçe basma genellikle fizik muayene ile başlar. Gerekli durumlarda görüntüleme tekniklerinden ya da basit ölçümlerden yararlanılabilir.

Uzman Doktor Muayenesi

Doktor çocuğun düz ve hızlı yürümesini izleyerek ayakların, dizlerin ve kalçanın yönelimini değerlendirir. Ayak parmaklarının içe dönüklüğü hem ayakta hem yatar pozisyonda incelenir. Doktor uyluk ve kaval kemiğinin dönüklüğünü tahmini olarak  belirler. Mevcut ayakkabıların durumu değerlendirildikten sonra yanlış ayakkabı kullanımı varsa not edilir. Ailede benzer öykülerin varlığı ile doğumsal anomaliler sorgulanır.

Ayrıca muayene sürecinde çocukların duruş bozuklukları, postürü, skolyoz gibi hastalıklara yatkınlıkları da değerlendirilir.

Görüntüleme Yöntemleri ve Ölçümler

Kemik yapısının ya da bazı deformitelerin şiddetini değerlendirmek için röntgen istenebilir. Özellikle ağrı gibi şikayetler varsa bilgisayarlı ölçümler ya da ayak basınç analizi yapılabilir. Çok nadir görülen ya da kompleks vakalarda CT veya MR gibi yöntemlere başvurulabilir. Ayrıca çocuklarda içe basma durumunda yatar pozisyonda iç rotasyon açısı ya da tibial torsiyon testleri uygulanabilir.

İçe Basma Tedavi Yöntemleri

Çocuklarda içe basma tedavisi yaşa, belirtilere, deformitenin nedenine bağlı olarak değişiklik gösterir. Çoğu zaman cerrahi olmayan yöntemler yeterlidir ancak bazı durumlarda cerrahi müdahale gerekebilir.

Ortopedik Tabanlık Kullanımı

Ayak desteklenerek yürüyüş paterninin düzeltilmesi amaçlanır. Orta veya ileri derecede içe basma, ağrı ya da tabanda basınç değişikliği varsa uygulanır. Yürüyüşün daha dengeli olmasını sağlar.

İçe Basmayı Önleyen Çocuk Ayakkabıları

Esnek ama yeterli topuk desteği olan, ayağa iyi oturan, uygun taban sertliğine sahip, içe basmayı önleyen çocuk ayakkabı modelleri tercih edilmelidir. Tedavi amaçlı özel ayakkabılar hekim tarafından önerilebilir. Ayrıca aşırı destekleyici, çok sert ayakkabılar çocuklarda içe basma durumunu belirginleştirebilir.

Egzersiz ve Fizik Tedavi

Amaç kas dengesini düzeltmek, dış rotatör kasları güçlendirmek, yürüyüş paternini iyileştirmektir. Dış rotasyon güçlendirici aktiviteler, ayak parmak kavrama egzersizleri, top veya küçük nesne toplama çalışmaları, denge egzersizleri yapılır. Fizik tedavi programı fizyoterapist tarafından düzenlenerek oyun temelli egzersizlerle çocuğun uyumu sağlanır.

Cerrahi Müdahale Gerektiren Durumlar

Belirgin fonksiyon kaybı, ağrı, kozmetik sorunlar veya yürüyüş bozukluğu gibi durumlarda cerrahi müdahale gerekir. Tibial osteotomi, femoral osteotomi gibi kemik düzeltme ameliyatları nadiren gerekli olabilir.

Bebeklerde Küçük Yaşta İçe Basma

Bebeklerde içe basma olduğunda yaşın ilerlemesiyle bu durumun düzelmesi beklenir. Belirtileri tespit etmek erken tedavi açısından önemlidir.

2 Yaş Çocuklarda Ayak İçe Basma Durumu

2 yaş çocuğun ayak içe basma gibi bir sorunla karşılaşması sık karşılaşılan bir durumdur. Çünkü yürümeye yeni başlayan çocuklarda kas-iskelet uyumu henüz oturmamıştır. Çocuklarda yürümeyi geciktirme, sürekli ağrı, asimetri gibi durumlar varsa değerlendirme gereklidir.

Hangi Yaş Aralığında Normal Kabul Edilir?

Çocuklarda içe basma için normal kabul edilen yaş aralıkları aşağıdaki gibidir:

  • 0-3 yaş arasında sık görülen bu durumda kendiliğinden düzelme beklenir.
  • 3-8 yaş arasında düzelme eğilimi devam eder. 8-10 yaşına kadar düzelme beklenir.
  • 10 yaş sonrası deformite devam ediyorsa daha ileri değerlendirme ya da cerrahi müdahale düşünülür.

Hangi Durumlarda Doktora Başvurulmalı?

Ağrı veya yürüyüşte belirgin bozulma, tek taraflı ve giderek kötüleşme, günlük aktiviteleri etkileyen yorgunluk veya sık düşme, ebeveynin gözlemlediği asimetri veya ayakkabıların tek tarafının aşınması gibi bulgularda doktora başvurmak gerekir.

İçe Basmayı Önlemek İçin Ailelere Öneriler

Çocuklarda içe basma sorununu tamamen engellemek mümkün olmasa da doğru alışkanlıklar, uygun ayakkabı seçimi, düzenli kontrol çocuklarda içe basma sorununun olumsuz etkilerini azaltabilir.

Doğru Ayakkabı Seçimi

Çocuğun ayaklarının rahat edebileceği, ne çok büyük ne çok küçük ayakkabılar seçilmelidir. Taban yapısı yürüyüşe uygun olmalı, yumuşak ama destekleyici taban tercih edilmelidir. İçe basma tabanlık çocuk ayakkabılarında tercih edilebilir. Ayak bileğini kısıtlamayan, dengeli yan ve topuk desteği olan modeller idealdir. Ayrıca çocukların ayağı hızlı büyür. Bu nedenle yanlış ayakkabı nedeniyle oluşabilecek sorunları önlemek için düzenli kontrol gerekir.

Düzenli Kontrollerin Önemi

İlk yıllarda pediatrik kontroller sırasında yürüme değerlendirilmesi yapılabilir. Ebeveynin kafasında soru işareti varsa gecikmeden ortopediye başvurmak gerekir. Okulda öğretmenlerin veya antrenörlerin çocuk ayak içe basma durumunu fark etmesi halinde aileleri bilgilendirmesi önemlidir.

Egzersiz ve Günlük Alışkanlıklar

Çocuğa dış rotasyonları destekleyen top sektirme, küçük nesneleri parmaklarla alma gibi oyun temelli egzersizler yaptırılabilir. Evin içinde güvenli alanlarda çıplak ayakla yürüme dengeyi düzeltebilir. Ayrıca çocukların uzun süre hareketsiz kalmaktan kaçınmaları kas dengesinin desteklenmesini sağlayabilir.

Çocuklarda İçe Basma Hakkında Sık Sorulan Sorular

İçe basma kendiliğinden düzelir mi?

Çoğunlukla evet. Çocuklarda içe basma vakası özellikle 0-8 yaş arasında düzelme eğilimindedir.

İçe basma çocuğun ileride yürüyüşünü etkiler mi?

Çoğu vakada etkilemez. Erken dönemde izlenen ve kendi kendine düzelme gösteren çocuklarda içe basma vakalarının fonksiyonel sorun oluşturma ihtimali düşüktür. Ancak ağrı, ciddi asimetri veya fonksiyon kaybı varsa yürüyüş ya da eklem problemleri gelişebilir.

Tedavi ne kadar sürer?

Egzersiz ve tabanlık kullanılan içe basma tedavisi ile sonuçlar 6-12 ay içinde görülmeye başlayabilir. Cerrahi sonrası iyileşme ve rehabilitasyon ise birkaç ay sürebilir.